Kaz,ma

Kazlara kimse nasıl uçmaları, ne zaman göç etmeleri veya tüylerinin bakımını hangi aralıklarla yapmaları gerektiğini öğretmez. Bu, doğal seçilimin onlara yüklediği hazır özelliklerdir. Ne var ki, insan birçok şeyi sıfırdan öğrenmeye ve öğretilmeye muhtaçtır. Özellikle bizi insanlık olarak ileriye taşıyacak veya diğer insanlardan ayıracak hasletler, bireysel çabaların ürünüdür.

Bunlar, genel geçer eğitim anlayışının dayattığı şablonlardan farklıdır. Ne zaman ki bu gayretler kolektif bir havuzda toplanır, işte o zaman Homo sapiens kendini yeniden tanımlar. Wright kardeşlerin ilk uçuşundan, Mars’ta uçurduğumuz Ingenuity’ye kadar her aşama yeni bir tanımlamadır.

Biz kaz değiliz. Bir adımız, bir hedefimiz ve bir şablonumuz yok.

Hayatını kaz mantalitesiyle sürdürüp sonlandırmayı kendine yakıştırmış olanlara yazık…

Ağırlıklardan kurtulmak

Trump bugün Erdoğan’a “highly opinionated” dedi. Yani dik kafalı; yumuşatmak gerekirse, ön yargılı. Ondan sonra da soracağı sorular öğretilmiş bir basın ordusuna verdiği cevaplarla şunu gösterdi: Kendinizi fazla önemsiyorsunuz.

Bunun bizim için, kültürümüz için her zaman geçerli bir eleştiri olduğunu düşünmüşümdür. Bu tavır bizi kasıntı ve pasif kılıyor.

Kendimizi gereğinden fazla ciddiye almak…

Bu hastalıktan kurtulamayız.

Hz. Süpermen

Bugün Süpermen’in aslında Musa’yı temsil ettiğini çok yalın ilintilerle anlatan bir yazarın videosunu izledim.

Süpermen öyküsünün özünde bir Yahudi güzellemesi olduğu sır değil. Yaratıcıları Jerry Siegel ve Joe Shuster, ikisi de Doğu Avrupa Yahudileri. Ancak alıntı yaptığım yazarın özeti çok hoşuma gitti.

Sıralamak gerekirse:

-Ebeveynlerinin çaresizlik içinde verdikleri son bir karar ile sepette dünyaya gönderilen bir bebek (Hz. Musa da sepette Nil Nehri’ne bırakılmıştı)

-Kökeninin ne ve kimler olduğunu bilmeden büyüyen bir çocuk (Hz. Musa’nın çocukluğu gibi)

-Süpermen’in orijinal ismi Kal-El. “El” İbranice dilinde Tanrı demek, “kal” de hızlı.

-Klark Kent’in entelektüel, kalın gözlüklü kişiliğinin arkasında aslında gizlenen, Avrupa’daki baskı ve soykırımdan kaçan bir Yahudi.

-Peki ya Süpermen’in kayıp dünyası? Kripton? Tabii ki, vaat edilmiş topraklar.

Ve bu son noktaya yazarlar bir güncel kritik getirerek hikâyeye yön veriyorlar: Her göçmüş jenerasyon gibi, Süpermen de Kripton’u yeniden inşa etmek derdinde değil.

Velhasıl, Süpermen asimile olmuş, Amerikanlaşmış bir Musa portresinden ibaret.

Öyküler…

Pazarlamana yön verir.

Onlarsız yapamayız.

Başlangıç noktası

Tutarlı ve güçlü bir şirket olmanın arkasında, her açıdan ele alınmış sağlam bir Pazarlama stratejisi vardır.

Bunun için de dev bir işletmeye sahip olmanıza gerek yoktur. İyi bir hikâyeyle desteklenmiş bir girişim olmanız yeterlidir. Ancak nihayetinde en uç noktaya ulaşabilmek için başlamanız gereken yer bellidir: Pazarlama.

Aksinin %100 başarısız olacağına dair sizi kolaylıkla ikna edebilirim.

Şablon yok

Pazarlamanın dinamiklerini, markaların püf noktalarını, iş modellerinin can alıcı yönlerini ve iletişimin arkasındaki stratejiyi anlamak için ciddi zaman harcıyorum.

Ancak asla bu işlerin bir şablonla açıklanabileceği yanılgısına kapılmadım. Ne yazık ki özellikle birçok mikro ajans böyle bir hayal dünyasında yaşıyor.

Elimizde sihirli bir değnek ya da küre yok.

Sadece öğrenmekten çekinmeyen güçlü bir motivasyon ve varsa yaratıcı bir beyin…

Hepsi bu kadar.

Ergen gösteriş

Birkaç gün önce önüme güzel bir prodüksiyon düştü: Bağdat Caddesi’nde bir kafe girişimi. Baba filmiyle ilinti kurarak kısa bir film çekmişler. Bir okuyucum da mesaj atmış: “Abi, nasıl buldun?” diye.

“Abi, çok iyi,” dedim. “Ama sence Starbucks ilk 10 yılında böyle bir iş yapmış mıdır?”

Cevap: Tabii ki hayır.

Pazarlamanın birçok aşaması var. Bugün prodüksiyonun görece kolaylaşması ve bir şeyleri yapabiliyor olmamız, onları yapmamız gerektiği anlamına gelmiyor.

Önce sağlam çalışan bir iş modeli; gösteriş, belki sonra.

Etki

“Taşı gediğine koymak” ya da önemli bir noktaya parmak basmak…

Pazarlama için etki yaratmak kadar değerli değildir.

Dolayısıyla, hayır, “Yapıştırdım cevabı” bir pazarlama taktiği değildir.

Pazarlama zaman alır

Pazarlama zaman alır.

“Yeter artık, anladık, klişe bu!” diyebilirsin. Evet, tıpkı “Liyakat lazım…” zırvası gibi bu da klişe olabilir. Ve evet, her şey zaman alır.

Ama ısrarla yazmak ve konuşmak zorundayım: Elinde tuğla ve harç ya da traktör ve toprakla bir şey inşa edip üretmekle; soyut kavramlar, fikirler, hikâyeler ve iletişim katmanlarında tepinmek arasında ciddi bir motivasyon farkı vardır. Birinde süreç somuttur, ilerleme gözle görülür. Diğerinde ise gerçekten ciddi zaman alır.

Nike’ın “Just Do It”i 1988’de ortaya çıktı. Apple’ın pazar payı ancak 2000’lerde ivme kazandı. Amazon’un yatırımcıları ise 10 yıl boyunca kâr kokusu bile alamadı.

Pazarlama zaman alır.

Eğer sabrın ve motivasyonun yoksa, hiç başlama derim.

Çok samimiyim: Zaman kaybedersin.

Ve unutma, dünyanın küçük, gürültüsüz işletmelere de ihtiyacı var.

Büyük devlet

Dün, Trump Birleşik Krallık’ın konuğuydu. Onuruna verilen yemekte Kral Charles’ın yaptığı konuşmayı açıp bir dinleyin derim.

Büyük devlet; blöf, şatafat ya da saraylarla değil, yetiştirdiğiniz insan kalitesiyle, ürettiğiniz bilimle ve sağladığınız fırsat eşitliğiyle olunur.

Öngörülebilirlik

Her ne kadar medya ve tüm aşırı sol gruplar aksini iddia etse de, sol entelektüeller (örneğin Yanis Varoufakis) bile şu gerçeği kabul ediyor: Trump’ın en büyük silahı, açıklığıdır.

Öngörülebilirlik, genel kanının aksine, son derece değerli bir özelliktir. Sadece kendinize değil, çevrenizdekilere de hazırlanmaları için zaman tanırsınız.

Bugün Türkiye’nin en büyük aktif sorunlarından biri: Öngörülemezliktir.