Nedenlerde uzlaşı

Ülkemizde aklı başında herkes, aşağı yukarı problemlerin neler olduğunun farkında.

Nedenlerin peki? Hiç sanmıyorum.

Biz maalesef sorunlarda değil, gerekçelerde uzlaşamıyoruz. Oysa ancak nedenlerde bir uzlaşı, kalıcı çözümler için alan oluşturabilir.

Bizi bu alanda buluşturacak bir siyasi iradenin var olmadığı da vakıa.

Dostlar, Türkiye’nin yarını bugünü aratacaktır.

İmkânsız yoktur

Viktor Frankl’den bir alıntı: “İnsandan her şey alınabilir, tek bir şey hariç: hangi koşulda olursa olsun tutumunu seçme özgürlüğü.”

Bu söz, okunduğu kadar kolay değildir. Zor durumda kalmış bir şirketin tabelasında, derin üzüntüye boğulmuş bir insanın bakışlarında bunun ağırlığını hissedersiniz.

Yine de moralini yüksek tut.

Büyük sıkıntılar yaşamış Mandela’nın meşhur sözünü hatırla:

“Her şey, yapılana kadar imkânsız görünür.”

Sadece para

Yarın işe koyulmadan önce bunu hatırla, kendini fazla kaptırmadan:

“Bu sadece para; bir kurgu, uydurulmuş bir şey. Üzerinde resimler olan kâğıt parçaları… Sırf birbirimizi öldürmeden bir şeyler yiyebilmemiz için var.” - Margin Call (2011)

Gerilatte

Coca-Cola’nın Costa kahve zincirini satışa çıkardığına dair söylentiler piyasaya düşmüş. Costa hakkında blogda birkaç kez yazmıştım. Bu yılın başında aynen şu cümleyi kurmuşum: “Starbucks iş modeli yoruldu.”

Haberlerin finansal detaylarına girmeyeceğim ama eğer Coca-Cola bu işten zararla çıkıyorsa, EspressoLab ve benzeri işlerin ömrü çok kısalmış demektir. Özellikle EspressoLab’ı burada çokça eleştirdiğime şahit olmuşsundur.

Her neyse, eğer kafanda hâlâ kahveci açma hayalleri ya da iş planları varsa, yol yakınken geri dön derim.

Potansiyeli unuttuk

Dün bir yerde silik halde “Turkey Discover the Potential” sloganını gördüm. O işe çok para gömdük. Fasa fiso oldu gitti. Bugün ülkenin haline, kolay seçimlere takılıp yanlış hesap yaptığımız her döneme baktığımda şunu düşünüyorum:

Potansiyel bizim için hiçbir zaman bir problem olmadı.

Hep potansiyelimiz vardı. Hep heba ettik. Hep yarını bugüne sattık. Hep kısa vadeli kârların peşinde koştuk. Hep vasatı aradık, vasatı inşa ettik. Hep vasatı seçtik, vasata oy verdik.

Keşke o gün de, bugün olması gerektiği gibi, aynayı kendimize tutup konuşsaydık ve “Discover the Truth” deseydik. Belki işe yarardı.

Güncelleme bitmez

Ürün güncellenmek zorunda. İster hizmet, ister elle tutulur bir malzeme ya da teknoloji olsun, güncel kalmak şarttır. “Güncel” demek her zaman “dünden daha iyi” anlamına gelmez. Elbette arzu edilen budur ama her şeyin akıl almaz bir hızla eskidiği bu dünyada, aynı hızda iyileşmeyen şeyler de vardır.

Dolayısıyla iPhone 15 ile 16 arasındaki fayda farksızlığı nasıl Apple’ı durdurmuyorsa sen de durma. İstersen kibrit üret fark etmez, yine de kendini güncelle. Ambalajını güncelle. Sloganını güncelle. Faydanı farklı kelimelerle yeniden anlat. Ama mutlaka güncelle.

Buna tüketicinin ihtiyacı var.

Derin problemler

File’de Jacobs Monarch (Filtre Kahve 250 gr) 258,00₺. Aynı ürün AnpaGross’ta 169,90₺.

Monopol söz konusu değilse, serbest piyasa ekonomisinde fiyata müdahale edemezsin. Yani File isterse bu ürünü 1000₺’ye de satabilir. File Anpa kadar ucuza satsa, onun kadar kazanır mı? Öyleyse, File neden tüketicisini “dolandırıyor”?

İlgisiz sorulardır.

Buradaki problem, otoritenin değil; süre gelen birçok teamülün ve kültürün ürünüdür. Yani toplum olarak bizimdir. Siz 600 metre yarıçapta 6 market ve birkaç büfe açılabilecek bir “urbanistik” plan tasarlayıp, üstüne de Getir’den Yemeksepeti’ne kadar onlarca işlevsiz ve verimsiz sistemin büyümesine teşvik verirseniz, fiyat kontrolden çıkar.

Velhasıl dostlar, bu sorun da diğer birçok sorunumuz gibi derindir.

Uzun vadeli planlama*, günü kurtaracak kolay kararlar almama meselesiyle ilgilidir.

Çözülmez. Üzgünüm.

*Merak edenler, Birleşik Krallık’ın bu konuyu hedef alan şehir planlama modellerini inceleyebilir.

3I/ATLAS

Harvard astrofizikçisi Avi Loeb’e göre 3I/ATLAS, Güneş Sistemimizin ötesinden gelen bir ziyaretçi; yıldızlararası boşlukta sürüklenmiş, terk edilmiş bir uzay aracı. Bu bilim kurgu tefsirini bir kenara bırakırsak Loeb’in ifadesi yaklaşık olarak şu:

“Parlaklık profilindeki gariplik (∝ 1/R⁴ düşüş) ve kuyruğun görünmemesi, ‘kendi ışığını üretiyor olabilir mi?’ sorusunu ortaya koyuyor.”

3I/ATLAS, Ekim ayında Mars’ın yakınından geçecek. Mars’taki uydular görüntü yakalayabilirse bu tanım biraz daha netleşebilir. Belki de sadece başka bir kuyruklu yıldızdır.

Her neyse, Amerikalıların deyimiyle bu aşamada ‘yanlış cevap diye bir şey yoktur…’

Çünkü çok az şey biliyoruz. Bir avuç ülkedeki bilim insanının çabasıyla, tabii ki.

Sahi, ne oldu bizim diploma krizi?

İspat değil ikna

David Fincher bana göre gelmiş geçmiş en iyi yönetmendir.

Sizinle bunu sabaha kadar tartışabilirim. Hatta sizi ikna da edebilirim. Ama herkesi ikna edecek bir ispat bulamam. Bakın, Dünya’nın etrafında uydularımız dönüyor. Uluslararası Uzay İstasyonu, türümüzün gururu ve bir mühendislik harikası olarak hâlâ alçak yörüngede görev başında. Ay’a ayak basıldı. Ancak hâlâ birileri Dünya’nın düz olduğuna inanıyor.

İspat bir pazarlama konsepti ya da şablonu değildir.

İkna öyledir.

Pazarlama her zaman ve her koşulda bazılarını hedef alır.

Bizim işimiz budur.

Açıklık

Açıklık bu topraklarda yitik bir kavramdır. Karşıtı, katakulli, her yerdedir. Olağan olan ve beklenen de budur. Bu durum bize iki şey yapar: Görünmeyenden sürekli tedirgin, görünen olana karşı ise daima şüphe içinde yaşatır.

Biri insanı huzursuz, diğeri ise kuruntuya mahkûm bırakır.

Açıklık; sorumluluk, dürüstlük ve çalışkanlık gibi kavramların etrafında hayat bulur.

Açıklık, hüsnüzan ve güven ile sürdürülebilir kılınır.

Açıklık, her şeyin ötesinde, bir verimlilik metriğidir.

Varsa o mahallede, o ekonomide refah vardır; yoksa yokluk, yolsuzluk, israf ve yıkım…