Politik olmamak

Blog, neredeyse ilk günden bugüne, hep pazarlama, ticaret, motivasyon ve gündelik hayattan çıkarımlara odaklandı. Çok nadir de olsa politika üzerine yazdığım oldu. Neredeyse 6 yılı aşkın süredir her gün yazdığım bu blogda yapay zekâya politika ile ilgili yazıların oranını sordum. Cevap: %6.

İnanır mısın bilmem ama reaksiyon alma oranımda bu %6’lık pay, toplamın %70’inden fazlasını oluşturuyor.

Yani biz çok politik bir toplumuz.

Peki neden politika yazıyorum?

Siyaset bilimi eğitimi almış biri olarak şunu net söyleyebilirim: Politik olmak ile politikaları konuşmak çok farklı şeylerdir. Ben politik değilim. Taraf tutmuyorum. Hatta taraf olma kavramına inanan bir insan da değilim. “Bitaraf olan bertaraf olur” sözünün de atalarımızın ortaya attığı en büyük zırvalardan biri olduğunu düşünüyorum.

Politikaları yazıp konuşuyorum çünkü politika yapıcılar, hiçbir sosyal entitenin elinde bulundurmadığı bir güce sahiptir: Yürütme yetkisine. Bu yetki sınırlandırılmadığı ve denetlenmediği sürece, maliyetini hem politik olan hem de olmayan ödeyecektir. Bu bir hak meselesidir.

Benim fikir beyanım, yolda kapısı açık giden bir aracı fark edip uyarmak isteyen dürtüden farksızdır.

Öyle oku. Öyle anla.

Erken

Erken, sorunlu bir kavramdır ve muhtemelen birçok durumda geç kalmaktan daha problemlidir. Mesela fırından bir şeyi erken çıkarmak aksine kıyasla tüm süreci baltalayabilir. Testleri tamamlanmamış bir ilacı piyasaya sürmek canlara mal olabilir. Erken varmak, yeri doldurulamaz bir boşlukta beklemektir. Erken hasat, ürünü külliyen murdar eder. Erken konuşmak veya davranmak, herhangi bir meselede başarı şansınızı sıfıra çekebilir. Erken zafer kutlaması bir faciaya dönüşebilir.

Erken, genellikle keyifli bir alan değildir. Bu düşünülerek mi seçildi bilmiyorum ama “Erken Seçim” doğru bir kavram değil.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey erken değil; gerekli zamanı gelmiş, hatta geçmiş, olmazsa olmaz bir seçimdir.

Erken değildir.

İnanılmaz

Bu ülkede sadece siyaset kurumunun değil, temel ticari ahlaka dair neredeyse her

racon ve anlayışın yerle bir edildiğini bugün bir kez daha gördük.

Siyasetçinin, kendisine koltuk kazandıran parti kimliğini seçildikten sonra değiştirmesi; köprünün başındaki herkese “Siz ayı oğlu ayısınız” demenin başka bir biçimidir.

Gerçekten, farkında mısınız bilmiyorum ama ülke tam anlamıyla bir Jet Fadıl, Ponzi

dolandırıcılığı sarmalına girdi.

Çok acayip, akıl almaz şeyler yaşıyoruz.

Enkaz

Aslında en basit haliyle bir al-ver meselesi olarak seçime bakarsanız, bugün itibariyle Türkiye’nin içine düştüğü son derece absürt bir tablo görürsünüz: Problemleri çözmesi için oy verdiğiniz iktidar, vaat ettiklerini hayata geçirmek yerine yeni krizler üretti. Bu durum, neredeyse kesintisiz şekilde 14 yılı aşkın süredir devam ediyor.

Artık “Problem nedir?” sorusu bile anlamını yitirdi. İktidarın el değiştirmesi dahi başlı başına devasa bir çıkmaza dönüşmüş durumda. Slavoj’un V for Vendetta örneğinde olduğu gibi, “Tamam, iktidar gitti… peki ya şimdi?” sorusuyla karşı karşıya kalacağız.

Öyle büyük bir enkaz var ki, bu yükün altına girecek birini bulmak hiç kolay olmayacak.

Nasıl başlar?

Her başlangıç, “Nasıl bitecek?” sorusu ile başlar.

İşlerin istediğin gibi sonuçlanma ihtimali, istediğin gibi olmama ihtimaline kıyasla çok düşüktür.

Nasıl biteceğini kontrol edemezsin.

Nasıl başlayacağı ise tamamen senin elindedir.

Eski kültür

Dün bir dostum, Çinli bir diplomatın ‘Çin 5000 yıldır var, Amerika yokken biz vardık!’ diyerek verdiği bir röportajı paylaştı. Çin, 1960’larda açlık ve sefalet içinde iken ABD Ay’a ayak basmaya hazırlanıyordu. Öncelikle Amerika ile ilgili anlamanız gereken önemli bir olgu şudur: Birleşik Krallık, Roma’nın devamıdır. Amerika, Birleşik Krallık’ın devamıdır. Ve belki de Antik Mısır, Yunan ve hatta Osmanlı’nın.

Dolayısıyla, Çinli diplomat çok hatalı. ABD’nin kümülâtif kültürü, Çin’den daha eskidir. Çin kültürünü transfer edememiştir. Eski olsa ne yazar?

Kültür, bedenin evrimi gibi evrim geçirir. En güçlüsü ve en iyi adapte olan kazanır. Bugün -ister beğen ister gargara yap- hakim kültür Amerikan’dır.

Bayrak Çin’e geçer mi? Hiç zannetmiyorum. Hindistan? Çok düşük ihtimal. Arap dünyası? İmkansız.

Bu işler parayla ve İHA’yla olmaz.

Bunu anlamıyorsan, sende hiç ümit yok demektir.

Kabile sadakati

Bugüne kadar, son 20 yılda yaşadığımız her olumlu ve olumsuz gelişme listeli bir şekilde mevcut iktidar ve muhalefet destekçilerine sunulsa ne olurdu?

Maalesef, bu bizim seçmen için bir veri egzersizi değil, kabile sadakati testi olurdu.

Türkiye’de siyaset, rasyonel artı-eksi hesabından çok duygusal aidiyet üzerine inşa edilmiştir.

Nihayetinde hiçbir şey değişmezdi.

Zaman kaybı.

Koşullar eşit

Herhangi bir spor müsabakasında bir oyuncunun diğerine terlediği için şikayet ettiğini duymazsınız. Çünkü şartlar olabildiğince eşittir ve herkes terler.

Koşulların neredeyse aynı şekilde davrandığı diğer her durum için: Çok stresliyim, hepimiz öyleyiz. Çok acil, hepimiz için öyle. Çok yoruldum, hepimiz yorulduk.

Evet, sızlanmak, mızmızlanmak iyi hissettirir.

Anlamlı olması için mücbir koşullar gerekir.

Yüzleş

Hata yaptığını kabul etmek insan için çok zordur.

Evet, olgular değişmez; ama gerçeklikler değişir. Gerçeği, inançlarımızdan hurafelerimize kadar birçok girdi şekillendirir.

Bu ülkenin insanı, dünden bugüne birçok hata yaptı.

Bu hatalarla yüzleşmeme gibi bir hataya düştüğümüz ise aşikâr. Çok net.

Bulunduğumuz aşamada burnumuz yere sürtülecektir. Alternatif yok.

Duygusal yatırım

Billy Beane sıra dışı bir menajerlik örneği sergiledi. Oakland A’s’e yaptığı yatırım, sadece zaman, emek ve sonuç odaklı klasik bir yaklaşım değildi. İçinde, çoğu zaman fark edilmeyen bir belirsizlik bahsi barındırıyordu. Bu aynı zamanda duygusal bir yatırımdı. Evet, tarih yazdı ama karşılığını hakkıyla alamadı.

Çevremizde küçük ya da büyük ölçekli markalara ve işlerine bu şekilde yatırım yapan birçok insan var. Birçoğu, orta ve uzun vadede umduğu karşılıkları göremeyince tükeniyor. Duygusal yatırım, insanı gerçekten yıpratıyor.

Peki, başka bir yolu var mı?

Vallahi, eğer sevdiğin işi yapıyorsan, yok.

Sevmediğin işi yap.