Belirsizlik

Sağlıklı bir ekonominin en kritik göstergesi, geleceğe dönük belirsizliklerin sınırlandırılmış olmasıdır. Bu ölçüt, ekonomi biliminin sosyal bilimler dünyasına yaptığı en somut katkıdır. Gerçek bir mihenk taşıdır.

Türkiye’nin en büyük, evet, en büyük problemi belirsizliktir. Ve bu belirsizliğin temel sebebi, açıkça söyleyelim: “Tek adam” rejimidir.

Ekonomi, güvenle çalışır.

Sermaye, öngörüye koşar.

Yatırımcı, kurumlara bakar.

Kurallar kişilere değil, ancak sistemlere bağlıysa işler yolunda gider.

İstediğin Yalana Sarılabilirsin…

Kendine istediğin yalanı söyleyebilirsin: “Her şey kontrol altında.”, “Geçici bu.”, “Zaten tüm dünya böyle.”

Ama bu gerçeğe gözünü kaparsan emin ol ki, sadece Gen Z (1997–2012) ve Gen Alpha (2013–2025) değil, bir sonraki nesil de boka batacaktır.

Anlamadın mı?

İnsanlık olarak bazı temel hakikatleri anlayabilmek için ağır bedeller ödedik.

Gücün er ya da geç yozlaşacağı, bu yüzden mutlaka sınırlandırılması gerektiği…

Hukukun, herkes için vazgeçilmez olduğu…

Ve bireyin özgürlük haklarının, lafla değil, garantiyle korunması gerektiği…

Bunlar hata payı olan teorik fikirler değil. Bunlar insanlığın acı çekerek, kanla, yıkımla, tarihe kazıyarak öğrendiği gerçeklerdir.

Eğer sen hâlâ “Biz oy verdik ama böyle olsun diye değil…” diyenlerdensen, kusura bakma ama bu temel prensipleri hiçbir zaman anlamamışsın demektir.

Bugün yaşadığın şeyler kriz değil, sadece küçük birer semptomdur.

Ve evet, seni daha beter günler bekliyor.

Çünkü anlamayan için tarih, kendini tekrar etmekten asla yorulmaz.

Haklı mısın?

Bugünler, adaletin revaçta olmadığı hissini verebilir.

Ama inan ki, neredeyse hiçbir yerde, hiçbir dönemde bu farklı olmadı.

Haklı olduğunu ispat etmenin bedeli, her zaman haklı olmanın önünde durmuştur.

Maalesef.

İlerle

Nihayetinde bu gezegeni terk edeceğiz. Ve bu konuda başarılı olacağımıza inanıyorum. Çünkü bu, en başarılı olduğumuz alan: İlerlemek.

Öyle ya da böyle ilerlemek.

Anlamı, medeniyeti ve ritüeli geride bırakarak.

Geçmişi, geçmiş sayarak.

Bu bir hayatta kalma biçimi.

İlerle. Bu hafta. Ve bir sonrakinde.

Hayatta tutar.

Vah ki ne vah

Türkiye ile ilgili karamsar yorumlarıma biraz da istatistik serpiştireyim:

ABD’nin 2013 yılı Gayri Safi Yurtiçi Hâsılası: 16,9 trilyon dolar. Bugün: 27,8 trilyon dolar. Bitti dediğimiz Almanya 3,81 trilyondan 4,53 trilyona… Kanuni güzellemeleri yaptığımız Fransa 2,8’den 3,10’a. Ve Polonya 0,52’den 0,92’ye. Ve Güney Kore 1,37’den 1,75’e.

Peki, sence yerinde sayan kim? Türkiye.

Kişi başına gelirde durum daha da vahim: ABD 54 bin dolardan 64’e, Çin 6’dan 12’ye ve benzer ekonomik genetiğe sahip olduğumuz Polonya 13 bin dolardan 21 bin dolara yükselirken, biz ancak 11’den 14’e gelebilmişiz. Bu saydığım ülkelerin neredeyse hepsi ihracatlarını ve bağlı katma değerini anlamlı şekilde artırmışken, biz 500 milyar dolar hedefimizin 250 milyar dolar gerisinde kalmışız.

Bakın, sadece durmadık; dünya ilerlerken biz geri kaldık. Aklı başında herkes için sadece bu veriler “Vah ki ne vah” demek için yeterli. Çünkü bugün itibariyle yitip giden sadece servetimiz değil, zamanımızdır.

Ve dersen ki “Ama savunma sanayinde uçtuk kaçtık!” 2013 ciromuz 7 milyar $, bugün 14 milyar $ ve bütçemizdeki payı %1,3.

Lütfen uyanın artık.

Anlıyorsun bilmiyorsun

Bugün yine, her gün olduğu gibi, 18 ayını yeni devirmiş oğlumu oynarken gözlemledim. Süpürgelere bayılıyor. Bazen süpürmesi için yere kâğıt parçaları vs. bırakıyoruz. Onları tek tek eliyle süpürgenin ucuna götürüp gözden kaybolmalarını izliyor. Hayretle. Nasıl olduğunu bilmeden. Ayrıca mini bir ev tipi oyuncak süpürgesi var. Onun çekim gücü yok. Ama onunla da ısrarla bir şeyleri çekmeye çalışıyor. Olmuyor; yine deniyor, yılmadan. Çünkü konsepti çok iyi anlıyor, içindeki ses ona ‘Çalışması lazım!’ diyor. Ancak içeriği bilmiyor.

İşte internetten ya da sağdan soldan elde ettiğin ve sadece konseptini kavrayabildiğin bilgiler Pars Bey’in durumuna benziyor.

Zannediyorsun ki biliyorsun. Zannediyorsun ki işi çözdün.

Lakin esasında bilgin çok yetersiz.

Anlamak ve bilmek farklı meselelerdir.

Boş bahis

Türkiye son 10 yılda sadece bütçeyi, ekonomik görünümü veya geleceğe dönük beklentileri yerle bir etmedi: Davranış kalıplarını, yani etiği, geri dönülmez şekilde tahrip etti. Bunun üstüne de neredeyse hiçbir konuda ahlaki normlar üzerinde uzlaşı içinde olmadığımız milyonlar ithal edildi.

Ben karamsarım gençler. Gerçekten karamsarım.

Yani şöyle: Türkiye günbegün problem çözme yetisini kaybediyor.

Burada bir zaman tarifesi vermek de inanılmaz güç.

Monopoly parası bile olsa, Türkiye lehine artık bahise girmem.

Üzgünüm.

Aynı sorular

Bugün yabancı medyanın haber başlıklarına biraz daha merakla baktım. Rusya’da yaşanan Godzilla Depremi’ne “Asrın Felaketi” diyeni okumadım.

CNN’de şöyle bir alt başlık vardı: “Deprem nasıl tsunamiye sebep olur?”

Bu klasiktir.

Hep dalga geçeriz ama bir İslam ülkesinde her yıl sorulan “Orucu ne bozmaz?” sorusu ile bir deprem ülkesinde bu soruyu sormanın motivasyonu aynıdır.

Her neyse, birilerinin bazı soruların cevabını her zaman bilmesine ihtiyacımız var.

Her şeyi aklımızda tutamayız.

Ancak umalım ki, herkesin uzmanı olduğu soruların cevabını bildiği bir ülke olalım.

Olaylar olaylar

“Olayları kontrol ettiğimi iddia etmiyorum, aksine açıkça itiraf ediyorum ki olaylar beni kontrol etti.” – Abraham Lincoln

Bazen olur. Kontrol olaylardadır.

Ama unutma: Olaylar seni adil olmamaya, doğru durmamaya, yalan söylemeye, korkaklığa ya da üçkağıtçılığa zorlayamaz.

Yok, yok… Yapamaz.

O sensin.

Kandık

Ayn Rand’in harika bir sözü vardır:

“Gerçekliği görmezden gelebiliriz, ama gerçekliği görmezden gelmenin sonuçlarını görmezden gelemeyiz.”

Bunu hep birlikte yaşıyoruz. Ülkece. Ve bence bugün, herhangi bir akademik araştırma için Türkiye’nin mevcut koşulları, paha biçilemez zenginlikte anekdotlar barındırıyor.

Bu yazıyı bir alıntıyla daha bitireceğim bu kez Mark Twain’den:

“İnsanları kandırmak, onları kandırıldıklarına ikna etmekten daha kolaydır.”