İkna

Kendimizi ikna etme kabiliyetimiz, birilerinin bizi ikna edebilme yetisinden katbekat güçlüdür.

Tüm sosyal, kültürel ve dini tesirler, kâr ve zararı regüle ettiğiniz noktada kümelenir.

Yani bu dış faktörlerin hepsi, size kararlar aldırmak için telkinde bulunur. Ve burası genellikle gerçek bir alan değildir. “Aşkın gözü kördür” deyimindeki gibi, dışardan tamamen absürt ve tutarsız görünen bir şey, gözlemcisi için gayet de makul ve anlaşılır olabilir.

Pazarlamanın önündeki en büyük zorluk, her zaman ve her dönem ikna olmuştur.

Çok zor iştir.

İstesen olmaz

Motivasyon konuşmalarının yıllara dönük “Sen istesen yaparsın!” retoriği, biraz Amerikan solunun sistem eleştirisi ve biraz da Amerikan rüyasının kabak tadı vermesiyle, “Hayır, çok istesen de yapamazsın!” noktasına evriliyor.

Bu bir olgu mu? Kesinlikle öyle.

Blog’da yıllarca bunu tartıştık: Eşit olasılıklar sağlamanın ne kadar zor bir proses olduğunu ve eşit sonuçların neredeyse imkânsız olduğunu hep yazdım.

Bu kısıtlar bugün, cinsiyetten milliyete ve kültürel sınıflara kadar birçok kompartman içeriyor.

Ama sizi kim nasıl motive ederse etsin, şunu aklınızdan hiç çıkarmayın: Sıranın başını tutan birilerinin omzunuza dokunup “Hey, sıra şimdi sende” demesine her zaman ihtiyaç duyacaksınız. Ne kadar yetenekli ve çalışkan olursanız olun, fark etmez.

Dolaylı

Pazarlama ve satış arasındaki bir diğer önemli fark da birinin dolaylı, diğerinin ise direkt olmasıdır. Dolaylı olan empatiktir; bir sonraki ve daha sonraki adımları da düşünür. Duyguyu esas alır. Doğru zamanda tasarlanmış bir patika üzerinden yürür.

Birine çeyrek takmakla, onu tanımlayan, ona çok iyi hissettirecek ve ihtiyaç duyduğu veya arzuladığı bir hediye almak çok farklı meselelerdir.

Pazarlama hep ikincisidir.

Sapma

İyiyi kötü, kötüyü de iyi gösterebilme kabiliyetimiz var. Bu, organik bir özellik. Hitler, Stalin, Pol Pot gibi adamlar bunu yıllarca uyguladı. Farkında olarak veya olmayarak, dünyanın tanık olduğu en devasa Pazarlama kampanyalarını yönettiler. Ve neredeyse hepsinin kullandığı yöntemler şu sıralamada örgülendi:

-Efsane Kimlik: Biz seçilmiş kişileriz derler.

-Öteki Korkusu: Suçluyu hep dışarıda ararlar.

-Ahlaki Dil: Saflık, fedakârlık, hizmet ve kurtuluş gibi yüce kavramları kullanırlar.

-Görkemli Gelecek: “Şimdi acı çek ama büyük ödül çok yakında.”

-Tarihi Yeniden Yazmak: Geçmişi çürümüş, çalınmış ya da ihanete uğramış gösterirler.

-Gösteri ve Sembolizm: Bayrakları, üniformaları ve törenleri estetik bir argümana dönüştürürler.

Tanıdık geldi mi?

Empati

“Bu kişiyi beğenmiyorum. O zaman onu daha yakından tanımak zorundayım.” - A. Lincoln

Bu, muhteşem bir öz farkındalıktır.

Bunu dile getiren kişi sadece zeki değil, aynı zamanda ahlaki olarak çok olgundur.

Bu yaklaşıma, ülkece ihtiyaç duyuyoruz.

Jokerleştirme

Starbucks’ın Amerika’da başına gelenler, dünya geneline yayılacaktır. Starbucks düşüşte, bu bir sır değil. Woke kültürü tüm araçlarıyla USA’da emekçiyi yozlaştırdı.

Jokerleştirme diyorum ben buna. Hödükleri hödüklükleriyle kabul etmemizi telkin eden, kafayı yemiş bir zihniyetle karşı karşıyayız. Çok acayip.

Her neyse.

Starbucks paçayı kurtarır kurtarmaz, iş modelinin alacağı şekle bakar. Ancak marka ölmez. Hikayesi Woke için sağa, senin için ise sola doğru evrilmiş olabilir. Marka aşk gibidir. O kandile herkes ayrı anlam yükler. Kimseyi, görmek istediğini görmeleri için zorlayamazsın.

Zor iş be, marka olmaz.

Gerçekten zor.

Spam mı?

Spam, bizim onun farkında olduğumuzun farkında değildir. Etkili miyim değil miyim diye düşünmez. Spam’a göre hepimiz yem bekleyen balıklarız. O olta atar: Balıkları görmeden, kimin evrimsel olarak gelişip bu tuzağa düşmediğini bilmeden ısrarla devam eder.

Seni Spam’dan ayıran şey, bizi tanıma isteğin; bizim ne istediğimizi iyice anlama çaban olmalıdır. Çünkü gerçekten, Pazarlama’nın devrede olmadığı her satış mücadelesi, kendi içinde çokça spam içerir.

Pazarlama öğren.

Çırpın

“Ciddi şüphelerim var…” ya da “Her şey çok karmaşık!” yüzme bilmeyen birinin suda çırpınırken düşündüğü şeyler değildir.

Büyük sorularla meşgul olmayı severiz.

Zaman kaybıdır.

Aksiyon, seni bu dertten kurtarır.

Sadece çırpınmak da olsa, bu hafta harekete geç.

Gerizekalılarca*

Geri zekâlıya anlatır gibi anlatmak?

Şahsen, ben geri zekâlıların konuştuğu dili bilmiyorum.

Gerizekâlılarcaya hâkim olmak sizi herhalde biraz geri zekâlı yapar.

Büyük bir zaman kaybı.

Alternatif?

Aklı başında insanlarla konuşmak olacaktır.

*Yeni bir dil.

Yaptığınla sattığın

Ne yaptığımızla ne sattığımız arasında birçok sektörde karışıklık var. Pazarlama da tüm araçlarıyla bu ikiliğe aracılık ediyor.

Nike ayakkabı ve spor kıyafeti üretir ama inanç, motivasyon ve kültürel kimlik satar.

McDonald’s bir gayrimenkul ve lojistik zinciridir ama hamburger ve patates satar.

Starbucks kahve yapar ama aslında “üçüncü mekan” deneyimi ve günlük bir ritüel satar.

Bu markalar bunu açıkça yapar ve burada bir sorun yoktur. Ancak ne zaman ki sattığınızla insanları yanıltır, onları yaptığınıza mahkûm bırakırsanız, işte o zaman sorun başlar.

Özellikle Türkiye’de hizmet sektörü (reklam ajansları ve benzerleri) bu dipsiz çelişkiye düşmüş durumda. Bu tutarsızlık size köprü bile atlatmaz.

İnsanlar er ya da geç uyanacaktır.