Entelektüel

Bir kişinin entelektüel derinliğini diyaloğun ilk 5 dakikasında anlarsınız. Ancak entelektüellik sadece bir metriktir.

Deneyim/tecrübe, doğruluk/dürüstlük, çalışkanlık, cesaret, açıklık veya herhangi bir mesleğe eğilim, yani yetenek, en az entelektüel olmak kadar önemlidir.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama deneyimsiz. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama sahtekâr. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama tembel. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama korkak. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama gizli kapaklı. Olmaz.

Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli, yani entelektüel ama mesleksiz. Olmaz.

Ve bizim mahallede hepsi var, maalesef.

Mantalite

Bu akşam entelektüel birikimine güvenle, bir büyüğümle yaptığım tartışmaya istinaden:

Anlayış, mantalite çok hileli bir kavramdır. İlk etapta çok fazla bir şey ifade etmez gibi görünür. Ama bu kavram, düşünüş biçimi veya düşünce yolu etrafında örgülenir.

Bu, aynı yanlış yolda yürüyen doğru insan metaforu gibi çalışır. Bireyi ve nihayetinde toplumu mahveder.

Bizim meselemiz, bu idrak / telakki veya zihniyet dediğimiz kavram etrafında örgülenir.

Bu ülke, yanlış yollarda yürüyen doğru insanların ülkesidir.

Çok üzücü.

Zorba

Bugün yine birilerinin diğerlerine yapılmış darbeyi yeterli bulmadığı ve diğerlerinin birilerine yapılan darbelere yeteri kadar itibar etmediği, uzlaşısız bir zorbalar günü yıl dönümündeyiz.

Her darbe bir zorbalıktır. Bu, geçen gün sizin için alıntıladığım Plato’nun devlet düşüncesinde, “Sen kim oluyorsun kardeşim?” sorusunda hayat bulur.

Zorbalık ise -sakın hataya düşme- bir zihniyet meselesidir ve mikro seviye olan aile eğitiminden başlar. Bugün trafikte, ticarette, bürokraside, medyada, hukukta ve hayatın her alanında gördüğümüz zorbalık, bir kültür meselesidir. Ve bazen, görünenin ve sanılanın aksine, zorba daha cesur, daha girişken veya daha gözü kara değildir.

Zorba, pire için yorgan yakan bir korkaktır.

Arabasından yere çöp atan her zorba, yarın bir başka darbe girişiminin fitilini tetiklemek için gerekli zihni sıkıntılara sahiptir.

Bu nüansın farkına varmayıp zorba değil insan yetiştirmediğimiz müddetçe, başımız beladan kurtulamayacaktır.

Bireysel

Repliklerini ve her anını yazdığın o çocuğun sahneye ilk çıktığında dili tutulacaktır. Ve eğer biraz fazla zorladıysan sahneye çıkarmayı bile başaramayacaksın. Bundan emin olabilirsin.

Doğaçlama öğrettiğin çocuk?

Evet, belki yuhlanacak, belki alkışlanacaktır: Ama nihayetinde kendi oyununu oynayacaktır!

ABD bugün neden dünya lideri, biliyor musun? Çünkü insanını kendi oyununu oynaması için yetiştirmiş ve koşulları ona göre tasarlamıştır.

Sana bir ekonomik analoji daha yapayım.

Çocuk yetiştirme modeli:

Tam kontrol = Ekonomik daralma.

Bireysellik = Belki biraz volatil, ama büyüme potansiyeli çok yüksek.

Bırakınız yapsınlar!

Sonuna kadar

Bugün kasada fırın pişirme kağıdı aldım.

Rafından değil; kasanın dibinde, köşeye sıkıştırılmış tezgâh üstünden. Ait olmadığı yerden.

İş gördü mü? %100.

Neden? Çünkü doğru pazarlama bunu yapar: Kendini hatırlatır. Kendini gösterir. Bazen olağan, bazen de hiç beklenmedik yerlerde.

Bu efordan -yani pazarlama yapmaktan- vazgeçmemelisin.

Sonuna kadar.

Silik çizgi

2008 başkanlık seçimi kampanyasında Obama’nın MTV’ye verdiği bir demeç:

“Evliliğin bir kadın ve bir erkek arasında olması gerektiğine inanıyorum. Eşcinsel evliliğe karşıyım.”

Aynı Obama, dört yıl sonra eşcinsel evliliğin en güçlü savunucusu ve aksiyoneri oldu. Hatta o olmasaydı, belki bugün ABD’de Woke dediğimiz düşünce biçimi kök salamayacaktı.

Bugün Türkiye’de terör belasıyla ilgili konuştuklarımızı ve yaptığımız tanımlamaları, 10 yıl önce ağzımıza bile alamazdık. 20 yıl önce ise düşünmekten bile çekinirdik.

Bu yazı ne “Ya, bak ne kadar geliştik.” ne de “Bu ne hâl, ne kadar da yozlaştık!” demek için yazıldı.

Çizginin hangi tarafında durduğundan bağımsız olarak artık gözlerini aç:

Yarın o çizginin yeri değişecek.

Hiç kimseyi koşulsuz ve şartsız savunma.

Her hâl geçicidir.

İmkânsız

Adı gümüşten gelen bu yer, ününü ölümden aldı.

Srebrenitsa.

Etimolojisi benim için tarifsizdir.

İnsanın bu hâlini kabullenmekte zorlandığım, anlamayı başaramadığım bir noktadır.

Srebrenitsa benim için imkânsızdır.

Tolkien’in şiirsel ve evrensel birçok tespiti vardır. Kipling veya Bukowski gibi, ayağınızı yerden keser. Şöyle der:

“Yaşayanlardan ölümü hak eden insan çoktur. Ve ölenlerden de yaşamayı hak edenler… Onlara hayat verebilir misin? O hâlde, kimin ölmeyi hak ettiğine karar vermekte acele etme. Çünkü en bilge olanlar bile her sonu bilemez.”

Srebrenitsa Soykırımını Uluslararası Düşünme ve Anma Günü’nde, şehitlerimizin kederli ailelerine ve tüm Boşnak halkına en içten taziyelerimi iletiyorum.

Yaşam biçimi

Demokrasi ile ilgili ciddi problemlerimiz var.

En ideal temsil biçimi mi? Hayır. Mevcut en iyisi mi? Evet.

Bu arada kalmışlık, ABD gibi demokrasinin en agresif şekilde pratik edildiği bir ülkede bile, milyarderlerin siyasete ciddi yön verebildiği bir habitat kurmuş durumda.

Bugün sizinle tartışmak istediğim şey, yaşam biçimi kavramı. Bunu ciddi anlamda görmezden geliyoruz. Yaşam biçimi, genellikle kültürün, bazı durumlarda inançların ve nadir de olsa ideallerin şekillendirdiği bir kavram. Birincisi çok yaygındır. Mesela çingenelerin bir yaşam biçimi vardır. Bu, kültüreldir. Eğer değişime talep yoksa, buna müdahale edemezsiniz. İkincisi de yaygındır ama konsolide olur. Cemaatlerin neredeyse hepsinin kendine has yaşam biçimleri vardır. Üçüncüsü, mevcutta olmayan ama “olsa ne güzel olur” dediğimiz idealler üzerine şekillenir. Bir solcunun hayal dünyasında veya bir fütüristin DVD koleksiyonundadır.

Türkiye, 2000’li yılların başından bugüne, bu üç kalemde de tek çeşit yaşam biçimini dayatmak isteyen bir iklimin etki alanına girdi. Bana göre bunun eşi benzeri dünya tarihinde görülmemiştir:

Muhafazakârlar yalnızca kısıtlardan kurtulmak veya intikam için (FETÖ aracılığı ile) değil, kendi yaşam biçimlerini en geniş şekilde pratik etmek ve nihayetinde dayatmak için ciddi bir mücadele verdiler. Ve büyük kazanımlar elde ettiler. Bu; hem kültürel, hem dini, hem de idealler etrafında örgülendi. Kültüreldi çünkü Anadolu’nun dindar olmayanı bile muhafazakardı. Dini temelleri sağlamdı çünkü özellikle etki alanı geniş akademisyen kadro cemaatlerde yetişti. İdealistti çünkü geçmişini ve çöküşünü çok eksik anladıkları bir devlet geleneği, onlara Neo-Osmanlıcılık olarak satıldı.

Üç durumda da olgular göz ardı edildi. Ama buna hayret etmeyin; dünyanın her yerinde, yaşam biçimi için verilen her kavga olguları askıya alır.

Bugün artık bu yaşam biçimi mücadelesinin son evresindeyiz. Öyleyiz çünkü kültür evrildi, din rafa kalktı ve ideallerin içinin boş olduğu görüldü. Yakıt tükendi. Şimdi bu Doblo ya motoru yakacak ya da birileri çıkıp “Ben bu aracı yanlış kullandım, el at da yol kenarına çekelim.” diyecek.

Her halükarda bizi yeni bir yaşam biçimi mücadelesi bekliyor olacak. Bana göre daha sert, daha belirgin ve muhtemelen daha yıkıcı olacak. Olan yine işine gücüne bakmak isteyenlerin başına patlayacak.

Azınlıktalar ki, ülkenin başı beladan kurtulmuyor.

Pehpeh.

Karga Grok dedi

Grok, 1996 yılında çıkarılan federal yasa ABD’nin “İletişim Ahlakı Yasası”, bölüm 230(c)(2)’ye teşekkür ederek rahat uyuyabilir.

Bu yasanın “İyi Samiriyeli” (yani Good Samaritan, İncil’de anlatılan bir iyi niyet hikayesine atıfla) tanımlamasına göre, X Grok’un antisemit veya diğer nefret söylemleri hakkında sorumlu tutulamaz.

Çünkü bu kazalar gerçekleşir gerçekleşmez, X ve Elon Musk hemen “Bu bir hata, biz bunu desteklemiyoruz!” dedi.

Dolayısıyla, zararlı içeriği kasıtlı olarak yaydıkları veya bilerek ürettikleri kanıtlanmadıkça, İyi Samiriyeli maddesi ve ifade özgürlüğü teamülleri, X’i ABD’de koruyacaktır.

Türkiye?

E biliyorsun, Silivri yolları soğuktur. Grok’un başı belada.

Akıl sahibi

Yalana ikna edilmiş olmanın arkasındaki en büyük problem; kandırılmış olmak, zarar görmek ya da kaybedilen zaman değildir.

Olguları göz ardı eden bir düşünce biçimini satın almış olmandır.

Bunun arkasında sevgi, hırs ya da körü körüne bir inanç yatıyor olabilir.

Mesele kazanmak ya da kaybetmek değil.

Mesele, aklını kiraya vermiş olman.

Akıl bu; kiracısı olmaz.