Kaçınılmaz

Görünürde iki seçeneğimiz var:

Devam etmek ya da durmak.

Durmak, bir noktada kaçınılmazdır. Ama kaçınılmaz olana vakti gelmeden teslim olmak bizim doğamızda yok.

Geriye, her koşulda devam etmekten başka seçenek kalmıyor.

Asıl soru şudur: “Nasıl devam edeceğiz?”

Elimizden gelenin en iyisiyle mi, yoksa kaçınılmaza kadar oyalanarak mı?

Her şey hızlandı

Artık bir işi nihayete erdirme döngüsü kısaldı. Bu, “Bu iş başarılı mı olacak, yoksa başarısız mı?” sorusunun yanıtının küçük işletmeler için aylar, büyük girişimler içinse artık en fazla birkaç yıl içinde netleştiği anlamına geliyor.

Figma, OpenAI ve SpaceX gibi şirketler, milyar dolarlık değerlemelere 10 yıldan kısa sürede ulaştı.

Zaman, çoğu gözlemciye göre artık çok daha hızlı akıyor.

Evet, doğru. Çünkü her şey hızlandı.

Baba

Amerika’da, Batı Virginia’da bir kilise, maden kazasında hayatını kaybeden babaları anmak için 1908 yılında bir adet başlattı. 1966 yılında Başkan Lyndon B. Johnson, Haziran’ın üçüncü pazarını Babalar Günü olarak ilan eden ilk başkanlık bildirgesini yayınladı. Ve 1972 yılında Başkan Richard Nixon, Babalar Günü’nü resmî bir bayram olarak yasalaştırdı.

1971 yılında babayı nasıl tanımladığımızla, bugünün babalarının aynı “ürün kategorisine” girmesi mümkün değildir. Bu iki baba tipi, yapısal olarak birbirinden çok farklıdır.

Ancak bu kurumun -aksiyonda zamanla şekil almış, kendini gösterme biçimi değişmiş olsa da- değişmeyen tek şeyi barındırdığı sevgidir.

Ve bu, kutlanmaya değerdir.

Fren

Gelenek, güçlü bir sosyal bloktur. Bazıları zamanla güncellenir, kendini yeniler veya yok olur. Bazılarıysa inatçıdır. Alışkanlıklar, davranış biçimleriyle birlikte katı adetlere dönüşür; çözülmez, şekillenmez.

Eğer şanslıysanız, bunların iyisi size fayda sağlamasa da zarar vermez. Kötüsü ciddi zararlar doğurur. Gelişimin ve toplumun önündeki en güçlü fren balatalarıdır. Bizde kötüsü çoktur.

Ne kadar uzay?

Geçenlerde Amerikalı bir komedyenin stand-up gösterisini izlerken, uzaya çıkmakla ilgili çok ilgimi çeken bir espri yaptı: “Uzaya gitme konusundaki bu tantanayı anlamıyorum. Dünya zaten uzayda süzülüyor, bu kadar uzay size yetmiyor mu?”

Elbette bu bir kinaye. Ancak önemli birkaç olguya parmak basıyor:

Birincisi, algı ve yeterlilik meselesi.

İkincisi ise kontrol.

Uzayda nereye doğru sürüklendiğini bilmediğimiz bir gezegenin içinde çocukça oyunlar oynuyoruz.

Ve bu gezegen gibi trilyonlarcası var.

Akıl almaz bir ölçek.

11A

11A, herhangi bir uçakta sıradan bir koltuktu.

Ama kazayı duyan ve sık seyahat eden herkes için artık 11A, aynı 11A değil.

11A’nın artık bir hikâyesi var.

Pazarlamanın özü de budur.

Zihniyetin evrimi

Zihniyetin değişmediği ya da güncellenmediği her topluluk, eninde sonunda değer üretmeyi durdurur. Bu durumda aktarım da kesilir. Sonrasında ise ya daha güçlü ve güncel bir mentalite kontrolü ele alır, ya sömürür, ya da o topluluk yok oluşa teslim olur.

Afrika’da bu üç senaryonun da örneklerini açık hava müzesi gibi görebilirsiniz. Gidip, bizzat şahit olabilirsiniz.

Güzel plan

ABD’de her 100 bin kişiye yaklaşık 19 süpermarket düşüyor. Bu rakam, kırsal alanların daha planlı düzenlendiği Almanya’da 100 binde yaklaşık 35 civarında. Birleşik Krallık ise küçük esnafıyla ayakta duruyor; süpermarket kategorisinde, her 100 bin kişiye yalnızca 2 süpermarket düşüyor.

Burada, Birleşik Krallık’ın küçük esnafı ve orta sınıfı güçlendiren iş modelinin sonuçlarını görüyoruz. Bu model işe yarıyor: Hem daha sağlıklı kentsel çözümler üretiyor hem de daha taze ve sağlıklı ürünlerin tüketiciye daha az aracıyla ulaşmasını sağlıyor.

Bu bir planın sonucu.

Zaten her doğru ve güzel şey bir planla başlar.

İyi bir plan, iyi bir uygulamayla birleştiğinde gerisi kendiliğinden gelir.

Kopyala yapıştır

Dünyada sayısız kültür vardır. Bunlar, bireyin ve toplumun yönünü belirleyen temel yapılardır. Amerikan kültürel kodları bizi Ay’a taşıdı. Burada birçok kültürel etkenden söz ediyoruz: Yenilikçilik, güçlü bireysel yapı, yüksek risk alma eğilimi, pazar odaklılık ve benzeri dinamikler.

Kültür, sizi siz yapan tüm davranışsal ve zihinsel bileşenlerin toplamıdır.

Örneğin, çingenelik bir kültürdür. Aynı şekilde, taklitçilik de öyledir: Çin, fikir kopyalayarak ilerleyeceğine inanan bir kültürel anlayışa sahip. Biz de benzer bir zihin yapısındayız.

Bilirim; eğer doğan buysa, değişmezsin.

Ama yine de bil: Taklitçilikle bir milim ilerleyemezsin.

Zırva

Succession, kitlesele oynamış ama finalini batırmamış ender dizilerdendir.

Serinin sonunda, dizinin en nevi şahsına münhasır karakterlerinden Roman kardeşlerine tokat gibi bir gerçeği şöyle hatırlatır:

“Biz zırvayız. Sen zırvasın, zırvanın babasısın. Ben s*kim bir zırvayım. O da öyle. Tamamen boşuz lan. Size bunu söylüyorum çünkü biliyorum. Bizden bir cacık olmaz.”

Saridje’nin sloganını “Öykü inşa ediyoruz. Zırva değil.” olarak belirledik.

Çünkü zırvanın arzı hadsiz, hudutsuz.

Yama fikirlerle öykü inşa edemezsin.

Öykün yoksa, zırvasındır.