Bir açıklama

Erken ebeveynlikle ilgili en çok zorlandığım kısım; çocuğu ve kendini, skeptiklere, fazla meraklılara ve -nadiren de olsa- yargılayanlara açıklama ihtiyacı.

Bu süreç son derece yorucudur. Açıklama gerektiren her şey böyledir. Bu yüzden prospektüsler sorunludur, kullanma kılavuzları sıkıcıdır ve birçok sözleşme okunamayacak kadar detaylıdır. Çünkü mutlaka birileri, bir noktada, en olmayacak şey için o en anlamsız ve yersiz soruyu sormuştur.

Kendini açıklamak; yanlış anlaşılmanın maliyet doğurduğu her durumda bir zorunluluktur.

Keyif vermez ama gereklidir.

Konu çocuksa, adı: “Üstüne toz kondurmam”dır.

Düşün düşün...

Yetişkin, sağlıklı bir bireyin gün içinde odaklı ve belirgin 6 binden fazla düşüncesi olur. Tüm bilinçli içerikler (tekrar eden, anlık fikirler vb.) ise 60 bini aşabilir.

Ancak diş fırçalamak dahil eylemlerimizin sayısı çoğu zaman 100’ü bile bulmaz.

Fikir boldur; aksiyon, az. Konuşan çoktur; yapan az.

Çöküş devam ediyor

Bu aralar bana “Çok karamsarsın!” diyen çok. Evet, muhtemelen öyleyim. Zaten perspektifimiz, duygu dünyamız ve kendi gerçekliğimiz, dış dünyayı nasıl tanımladığımız konusunda belirleyicidir. Kabul ediyorum; bu aralar karamsarım. Ama şundan emin olabilirsiniz: Türkiye ve bu MENA dediğimiz bölgeye dair gözlemlerim yaklaşık 10 yıla dayanıyor. Bu coğrafyayı, çoğunuzun memleketinizi ziyaret ettiğinizden daha fazla gezdim. Gördüm. Tanıdım.

Şimdi size tartışmalı, sansasyonel ve linç getirecek bir tanımlama yapayım:

Bana göre Türkiye, Osmanlı’nın devamıdır ve hâlâ çöküş dönemindedir.

Bu bölge toplumları, ölçek kavramını anlamakta ciddi şekilde zorlanıyor. Ve bana kalırsa bu patinaj daha 150–200 yıl sürecek. Bakın, bu coğrafyalar ne Rönesans’ı ne de Sanayi Devrimi’ni yakalayabildi. Hiçbir zaman da anlayamadılar. Aynı kafa yapısıyla, önlerine dayatılan sistemlerde istemeden, zorla koşturuldular.

Bu yazdıklarımı birileri 150 yıl sonra bir noktada okursa, “Ulan adam ne kadar haklıymış!” diyecektir. Teşekkür ederim arkadaşım.

Mutlu bayramlar.

"Artık bitti"

AI’daki her gelişme bize “Artık bitti!” dedirtiyor.

Bu “bitti”ler arasındaki süre artık haftalarla ölçülüyor. İşin, birçoğumuzu en başından beri tedirgin eden tarafı da bu: Tempo.

Çok hızlı.

Bu çapta bir endüstriyel değişime bu ülke hazır değil.

Bakın, bu bir şaka değil: ABD’nin önümüzdeki 10 yıldaki en büyük silahı ordusu değil, Yapay Zeka olacak.

Biz ise çok ciddi bir ivme kaybettik.

Ticaretimizi baltaladık. İhracatımız çöktü. İç piyasamız kaos içinde. Durumumuz iyi değil. İnanın bana, karamsar göründüğümden daha kötü durumdayız.

Akıllanmadılar

İzmir’de yaşananlar, kapitalizmin ne kadar daha akla yatkın bir sistem olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bakın, mükemmel değil; ama şu solun ve komünizm kafasının pasif-agresif tavırları, insanları mutlak eşitliğe ulaştıracağız diye yaptığı çılgınlıklar, külliyen insan doğasına aykırı işlerdir.

Bunları bunca entelektüel yıllarca anlayamadı gitti.

Anlamadılar ki, insan zincirle, kısıtla terbiye olmaz.

Bir gün gelir, çok küçük bir grup çıkar ve yüz yıllık dogmaları yerle bir eder.

Akıllanmıyorlar.

Daha ne olsun?

Bu post biraz agresyon içerebilir. Teatral gerekçelerle bu seferlik mazur görün:

CHP’nin sadece Türkiye demografisini anlamayan siyasi tercihlerini değil, kampanyalarını da çok sık eleştirdik. Ben bunu özellikle son genel seçim öncesinde agresif şekilde yaptım. Ve eleştirdiğim her kritik noktada haklı çıktığımı gördüm*. Hataya düşmeyin: CHP’ye seçimleri kaybettiren, en önemli kırılma noktalarındaki zırva ötesi optimizmidir. Ben bunu Titanik batarken çalmaya devam eden gruba benzetiyorum.

“Her şey çok güzel olacak”, “Yine baharlar gelecek”, “Gör bak Noel Baba bizi bir yerimizden öpecek” ve diğer tüm çiçek böcek saçmalıkları ile gerçek duygular çarçur edildi.

Neden gerçek duygular çarçur edildi?

Çünkü bu kampanyaları yürüten kişiler kitlenin hâkim duygusunu dikkate almadılar. Bu hâkim duygu, batan gemiye Münir Özkul garibanlığıyla bakan bir çift nemli göz değildi. CHP’nin kitlesi için hâkim duygu: Öfkeydi.

Hâkim duygu, bir işi birilerinin nasıl batırdığını, dişlerini gıcırdatarak uzaktan izleyen çaresizlikti. Hâkim duygu, “Bu kadar da olmaz!” dedirten çıldırmışlık haliydi. Ama pazarlama ne yaptı? Her kampanyada “Dur bir sakin ol, bak her şey yoluna girecek.” dedi.

Güya AKP’nin agresyonuna antidot üretmiş gibi bir illüzyona kapıldılar. AKP ise yıllarca bunun tam tersini yaptı. 2011’de herkes “Bir dakika ya?” dediği anda, “Haydi bi’ daha!” dedi. 2023’te de her şey boka battığı noktada, “Ya ne önemi var arkadaş, bu ülke uğruna ölünür!” dedirtti. Hâkim duyguyu hep en uçta, en saf haliyle sahiplendi. CHP’nin ne “Bütün dünya buna inansa”, ne “Herkes için CHP”, ne “Her şey çok güzel olacak”, ne de “Baharlar gelecek” gibi sloganlarının hiçbiri doğru tuşlara basmadı.

Şimdi sırada ne var?

Şu an için Türkiye’nin hâkim duygusu ciddi bir hayal kırıklığıdır.

Ve bakın, eğer yine birileri “Ot, böcek, vegan…” diye bir kampanya yazarsa, inanın yine kaybederler. En iyi ihtimalle, açık ara kazanabilecekleri bir seçimi kıl payı alırlar. Artık CHP’nin her promosyonu, her sloganı ya ünlem işaretiyle, ya da soru işaretiyle bitmeli. Aksinin işe yaraması mümkün değil.

Ara kampanya için benim önerim şu olurdu: “Daha ne olsun!” veya eş anlamlı, alaycı-ironik versiyonları: “Ne bekliyordun ki?”, “Şaşırdık mı?” gibi…

*Mayıs 2023’te IG blog’ta paylaştığım bir videoda bu konuyu tartışmıştım. Haklı çıkmışım. Gir, bir izle derim.

Yapamayız

Türkiye’den Starbucks çıkmaz. Ama Norveç’ten de çıkmaz. İngiltere’den de.

McDonald’s veya Starbucks gibi bir büyümeye biraz olsun yaklaşabilmiş İngiliz kökenli Costa (1971) bile yalnızca 4.000 şube civarındadır. Starbucks ise bugün itibariyle 38.000’i aşmış durumda. Bilinirlik açısından kıyaslamaya bile kalkmıyorum; çünkü çoğunuz Costa’yı duymamışsınızdır bile.

Neden çıkmadığını size tek cümleyle açıklayacağım: ABD’yi ABD yapan her şey -network’ten girişime, bir romandan Hollywood’a, akademiden siyasetin zirvesine kadar- büyük bir ekip gibi çalışır. Bunun dünyada bir benzeri yoktur.

Bu yüzden bu modelleri kopyalayarak iş yapan tüm cüce girişimler (Espresso Lab gibi) globalde asla başarılı olamaz.

Kendini “Döneri bir pazarlayamadık arkadaş!” diye hırpalama.

Yapamayız. Mümkün değildir.

Mutluluk

Mutluluk Endeksi genellikle aşağıdaki altı kritere göre belirlenir:

1- Kişi başına düşen GSYİH – 64. sıradayız.

2- Sosyal destek – Kosta Rika ve Meksika’dan sonra 36. sıradayız.

3- Sağlıklı yaşam beklentisi – 65. sıradayız.

4- Hayat tercihleri üzerinde özgürlük – 98. sıradayız.

5- Cömertlik – Kenya 2. sıradayken biz 122. sıradayız.

6- Yolsuzluk algısı – Namibya 57. sırada, biz ise 107. sıradayız.

Hayırlı pazarlar.

Tahin suyu

Bu aralar gluten-free ve dairy-free besleniyorum. “Gluten” ve “süt ürünleri” de diyebilirdim ama her yerde okuduğumuz gibi yazmak daha doğru geldi. Çünkü bugün konumuz kısa:

Eşim dün tahin sütünden bahsetti. Bu akşam, “Kahvenin içine süt yerine alternatif var mı?” diye sorduğumda, “Tahin sütü hazırlayabilirim,” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Tahine su katarak tabii ki!” dedi. “E o zaman tahin suyu olur!” dedim, kızdı.

Sonra düşündüm. Evet, badem sütü de, yulaf sütü de aynı hikâye. Pazarlama bunlara “badem içeceği” ya da “yulaf özü” dese, kulağa pek de “beni kahvene kat” iştahı fısıldanmaz.

Bu bir beklenti meselesi.

Bazen bunu yönetiriz, içerik külliyen yalan olsa da.

Üzgünüm, ama gerçek bu.

Durum vahim

Türkiye ekonomisinde yıllardır hiçbir şey yolunda gitmiyor. Yani, bir yılda fiyat artışının %80’i bulduğu bir pazarda ücretler aynı oranda artmıyor ama tüketim de durmuyorsa orada iki şey oluyordur:

1- Borçlanma,

2- Birikimleri tüketme.

Bunu daha kaç ay sürdürebiliriz bilmiyorum. Ama bir yıl sürdüremeyeceğimizden eminim.

Öte yandan, paramız değer kaybetmeye devam ediyor. Yıl sonu dolar kuru için 48’in üzerini tahmin eden birçok kuruluş var. Kendi paramıza güvenmiyoruz. İhracattaki rekabet gücümüzü, birkaç istisna sektör dışında, neredeyse tamamen kaybettik.

Bakın, bu bir kehanet değil. Ben de kahin değilim. Ekonomist de değilim. Ama ya içinde yaşadığımız sistem tümüyle yozlaşmış durumda ya da çok sert bir duvara toslayacağız.

Üçüncü bir seçenek yok.