Güzel bir ara

İnsanın varlık sorunsalına bulduğu cevaplar arasında en anlaşılır olanı sosyalleşmedir. Her şey gibi, sağlam bir değiş tokuş güçlü ve anlamlı tavizlerle gelir.

Hem insana yol açar, hem de onun olmak istediği her şeyin önüne set çeker.

Yarın, o günlerden biri değil.

Yarın, selamlaşın.

Mutlu Bayramlar.

Zaman zaman zaman

Eğer pazarlama yapıyorsan, bu meslekte yol katetmek istiyorsan bir şeyi çok iyi anlaman lazım:

Zaman, en büyük sermaye ve en büyük maliyettir.

Her şeyi doğru ve olması gerektiği gibi yaptığını düşünsen bile: Coca-Cola için 35, Apple için 25, Nike için 20, Amazon için 13 ve Google için 8 yıl sürdü.

Pazarlamaya zaman tanı.

Yol aldık

Eğer Birinci veya İkinci Dünya Savaşı arifesinde, ekonomi hariç tüm sosyal koşulları birebir simüle edebileceğimiz bir SimCity ya da KidZania kurabilseydik, şunu çok net görecektik:

İnsanlık olarak her anlamda çok yol kat ettik.

Hâlâ problemlerimiz var. Ve hey, hep olacak.

Mesele şu: Hızlı olmasına gerek yok ama…

Sorunları kademeli olarak aşıyor muyuz?

Kesinlikle, evet.

Provokatif tebrik (?)

Uyarı: Bu yazı boykot karşıtı değildir. Eğer bir şirket tarafsız davranmıyorsa, elbette boykot edilebilir. Yazının asıl amacı, gerçek anlamda tarafsız olanların, dini günleri kutlama konusunda çekingen davranmaması gerektiğini hatırlatmaktır.

Bayram yaklaşıyor.

Bir şirket için aşırılıkçı/fanatik bir İslamcının Bayram’a nasıl baktığı önemli değildir. Önemli olan, çoğunluk olsun ya da olmasın, ölçülülerin, makul insanların, yani ılımlıların bunu kutlanması gereken bir gün, bir yıldönümü olarak görmesidir.

Zorlu Ramazan tebriği skandalında da söylemiştim:

Şirket tarafsız olur. Herkese, her inanışa karşı.

O zaman birçok kişi mesaj atmıştı. Ortalama tepki şuydu: “Azınlıkların günleri de kutlanacak mı?”

Tabii ki.

Bu topraklarda tarafsızlık kavramını anlamakta ciddi zorluk çekiyoruz.

EspressoLab, Tesla ve diğer tüm bu boykot refleksi bunun bir ürünüdür.

Şirketler tarafsız olur.

Biraz provokatif yazayım, kafası almayan varsa alsın:

Şirketler dinsiz, imansız olur.

Neden mi?

Çünkü bir şirketi şirket yapan şey, ticari zeka ve iş modelidir. Bir duayı 4444 kere okuyarak Starbucks olunmaz.

Dolayısıyla bir şirketin dini, siyasi ya da başka herhangi bir ritüeli kutlaması ve ona saygı göstermesi bir tarafa (elma), iş modeli, operasyonel faaliyetleri, ürettiği katma değer ve yarattığı istihdam bir tarafa (armut).

Bu ikisini ancak kafası uyuşmuş fanatikler karıştırır.

Ve inan, bu kişilerin topluma hiçbir zaman, hiçbir evrede bir faydası olmamıştır.

Geri dönülmez nokta

İlk etapta biraz genelleme yapmış olacağım ama sona doğru toparlarım. Bu yazı biraz can sıkıntısı, biraz da uzun yazma, yani bir yazarın abur cubur yeme isteğiyle alakalıdır. Bugün cheat day!

İşletmelerin çoğu, geri dönülmez bir noktayla mutlaka yüzleşir.

Geri dönülmez nokta, artık işlerin hiçbir şekilde eskisi gibi olmayacağı, geriye doğru hareketin mümkün olmadığı ve tüm maliyete rağmen ilerinin tek alternatif olduğu -affedersiniz ama- boktan bir durumdur.

Bu yazı, bu durumu nasıl aşabileceğiniz ya da bu duruma nasıl düşmeyeceğiniz üzerine değildir. Çünkü birincisi; aşamazsınız. İkincisiyse, eğer kendinizi bu noktaya getirecek potansiyeliniz varsa, Murphy’nin kuralları deli gibi çalışır ve olacak olan olur.

Bu yazı, bu duruma nasıl felsefi bir yerden bakabileceğinizle ilgilidir. Ve belki de iki zıt kutbun insanı olan Carl Gustav Jung ve Niccolò Machiavelli’nin varsayımsal yaklaşımlarını ele alacaktır.

Jung: Gölgeyle Yüzleşmek

Jung, bu duruma muhtemelen artık egonun yetkisiz kaldığı bir yüzleşme olarak bakacaktır.

Karanlık bir ormana yürüdüğünü düşün. Burası, bilinçli egonun hep kaçındığı yerdir. Başta dönmek kolay sanırsın. Ama ormana girdikçe, orman da sana *****. Ve artık çıkış aramazsın.

Neden? Çünkü fark edersin ki: İlerlemek için tek yol, karanlığın içinden geçmektir. Daha önce kim olduğunu unutmadan da geri dönemezsin. Bilinçdışıyla yüzleşme, seni geri dönülemez şekilde değiştirir. Bu, dönüşümün eşiğidir. Ve nihayetinde “geri dönüş” kavramı tüm anlamını yitirir.

Machiavelli: Köprüyü Bilerek Yakmak

Machiavelli bu konuda kılçıksız konuşacaktır: “Geri dönüşü olmayan nokta”, stratejik bir zorunluluktur. Geriye dönüş yolu varsa, isyan, pişmanlık ve kararsızlık da vardır. Gerçek güç, geri dönüş yolunu bilerek yakmaktan geçer.

Bir şehirde iktidarı ele geçirdiğini düşün. Halk kararsızdır. Eski düzen tetiktedir. Gücünü göstermek için bir şansın vardır. Ve o eski düzenle seni bağlayan köprüyü yakarsın. Artık geri dönüş yoktur. Zaten mesele de budur. Geriye dönüş ihtimalini ortadan kaldırdığında, hem kendini hem başkalarını mecburen ileriye yönlendirirsin.

Ezcümle, eğer geri dönülmez akşamın ufkuna geldiysen, pazarlaman için sana iki ilaç gibi yaklaşım:

Jung der ki: “Markan, kolektif bilinçaltındaki yerindir. Kim olduğunu çözmeden büyüyemezsin.”

Machiavelli der ki: “Markanı değiştiriyorsan, eski haline dönüş şansını ortadan kaldır. Yoksa kimse seni ciddiye almaz.”

Sonun sonu:

1-Ne ile yüzleşirsen, ona dönüşürsün.

2-Çıkış kapılarını kapatırsan, kazanırsın.

Hafıza

Güzel çalışan, deli para kazandıran bir iş modeli ile güçlü bir marka arasındaki farkı anlatmak gerçekten zor.

Şöyle düşün: Farz edelim ki, bildiğin tüm markalarla ilgili hafızan silinmiş olsun.Starbucks ile EspressoLab’in yan yana dükkan açtığı bir noktada, sen yine Starbucks’ı seçeceksin.

Neden diye sorma.

Hazır mıyız?

Aciliyet ulaştığında, hazır olmaya çalışamazsın. Dalgalar tekneyi dövdüğünde hazırsan hazırsındır. Değilsen, kaderine teslim olursun.

Covid geldiğinde, bir acildi: Enerjimizi, paramızı ve zamanımızı tüketti. Çünkü hazır değildik.

Her aciliyet bizi gafil avlamaz. Ve her aciliyet, bir öncekini düşünerek şu soruyu sorma fırsatı tanır: “Mümkün oldukça endişelenmeli miyim?” Hayır.

Hiçbirimiz, ‘Dün daha çok kaygılansaydım, bugün daha mutlu olurdum’ diyecek bir acile yakalanmadık.

Eğer aksiyon alacak, manevra yapacak alanın varsa yap. Yoksa, acile boyun eğme.

Hiç orada değilmiş gibi yaşa. Yarın bana teşekkür edersin.

Hayırlı haftalar.

"Artık çok geç..."

Bu, eğer bir ümitsizlik söylemi değil de bir durum tespitiyse, dile kolay değildir. Doktorlardan sık duyarız. Bazen hukukçulardan, proje yöneticilerinden, mühendis ve mimarlardan…

Problemin zaman olduğu neredeyse her durum çözümsüzdür. Zamanın kısıtlı geldiği ya da zamanın hiç dikkate alınmadığı durumlar, her türlü uzman müdahalesini saf dışı bırakır.

İki yıl önce şöyle yazmıştım:

“Geç olsun da güç olmasın…” konuyu zorlamış bir atasözüdür. Geç olan, güç olur. Ve “Hiçbir zaman geç değildir!” çıkışı, bir enayi avutmasıdır. Geç, zamanın enflasyonudur. Ve hataya düşme: Zaman, erkenken bile çok pahalıdır.“

Türkiye bunun farkında değil. Ama birçok şey için çoktan geç kalmış durumda.

Ben bugün bir seçim kampanyası yönetseydim, Carville’in kampanya söylemini hiç yumuşatmadan şöyle uyarlardım:  “Mesele çocukların, geri zekâlı.”

Çünkü artık yetişkinler için çok geç.

Beklentiler

Tahmin, mütemadiyen yaptığımız bir şeydir. Markete giderken bile, rafta ve kasada karşılaşacaklarınla ilgili beklentiler inşa edersin. Evet, tahmin pasif bir beklentidir.

Beklentiler ise, hiç komplikasyona yer bırakmadan ikiye ayrılır: Veriye dayalı objektif gözlemle inşa edilenler ile duygusal kurgulananlar.

Birincisi belki %50 oranında doğru çıkar.

İkincisi ekseriyetle fiyaskoyla sonuçlanır.

Hayırlı hafta sonları.

Gereksiz

Bugün Zara Home’a girmek zorunda kaldım. Güzel bir konsept, lafım yok. Tasarımın göze lezzetli gelen her türünü severiz. Ancak Zara Home, tüm büyük gösteriye rağmen, diğer muadilleri gibi sadece bir “ihtiyacımız olmayan ürünler” dükkânıdır.

Bu tanımlamanın motivasyonu “Aaa, gereksiz işler bunlar, kapat Zara” demek değil. Zaten kapitalizmin bize ihtiyaçolarak dayattığı sektörlerin kemiksiz %90’ı gereksizdir. Ancak bunun farkında olmak, Pazarlama açısından çok kritiktir. Çünkü ihtiyaç olmayan her ürünün alıcısını belirleyen en büyük faktör, ekstra paradır. Kimse Zara Home’dan o berjeri almak için böbreğini satmaz.

Bu ekstra paraya sahip olanlar ise her ekonomide ayda, sezonda veya yılda yer değiştirir. Azalır veya artar. Eğer kendinizi bir Kodak illüzyonuna kaptırır ve aslında ne sattığınızı unutursanız, pazarlamanız köstek olur, çöker ve çöktürür.

Bugün Zara Home’da bunu gördüm. 

Bu bir içgörü, yanılıyor olabilirim.

Ama haklı olduğumdan emin olduğum bir şey var: Ne sattığını bil.