Amerika mucizesi

Bugün bir toplantıda organizasyonların yapısı ve ekipler üzerine konuştum. Nihayetinde ABD’nin bu konuda nihai hedef ve örnek olduğunu anlatmaya çalıştım. Amerikancılık veya herhangi bir kimlikle yaftalamak küçük beyinlerin işidir. Hiç bu konulara takmadım ve hiçbir zaman fikirlerimi değiştirmekten korkmadım. ABD’nin başardığı her anlamda insanlık adına bir mucizedir. Bilmiyorum başka bir ülke böyle bir organizasyon yapısına yakın tarihte ulaşabilecek mi. Hiç zannetmiyorum.

Peki neden bir mucize olduğunu düşünüyorum?

Birincisi, kurumsallaşmayı bireylerin üstüne koyabilme becerisi. Güçlü kurumlar; kişilere bağlı olmayan, süreçlerle işleyen, hesap verebilir ve sürekliliği olan yapılar yaratır. Bu da organizasyonların kriz anlarında dahi dağılmadan yoluna devam etmesini sağlar.

İkincisi, farklılıkları sistemin zayıflığı değil, yakıtı haline getirebilme kapasitesi. Farklı kültürler, disiplinler ve bakış açıları aynı hedef doğrultusunda hizalanabildiğinde, ortaya çıkan kolektif zeka tekil akılların çok ötesine geçer. Bu çeşitlilik yönetimi, inovasyonu bir istisna değil, sistemin doğal çıktısı haline getirir.

Üçüncüsü, meritokrasiye yakınsayan performans kültürü ve sonuç odaklılık. Unvanlardan çok çıktının konuştuğu, ölçülebilir performansın esas alındığı ve geri bildirimin sistematik olarak işlendiği bir yapı, organizasyonları sürekli kendini güncelleyen canlı sistemlere dönüştürür. Bu da hem bireysel hem kurumsal ölçekte sürdürülebilir başarıyı mümkün kılar.

Bu 3’ü 1 arada, mucizedir.

Ne yaparız?

Bugünün sorusu artık “AI nasıl bir değişim getirecek, başımıza neler gelecek?” değil.

Bu aşamayı çoktan geçtik.

Tıpkı elektrik, internet ve hemen ardından sosyal medya ve akıllı telefonlarda olduğu gibi, kafamızın üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duran asıl soru şu:

“Bu araçlar olmazsa ne yaparız?”

Bununla başa çıkabilir miyiz?

Hiç zannetmiyorum.

Herkese iyi hafta sonları.

İyi olmak

Hiçbir şey rastgele iyileşmez.

Arvupa’nın yaşam kalitesi, urbanizmi veya eğitim sistemi rastgele iyileşmedi. Starbucks kahve girişimiyle dünyayı rastgele feth etmedi. Amerika rastlantısal olarak dünyanın en büyük ve teknolojik ordusuna sahip olmadı.

Her şey veriyi işleyerek, araştırarak, analiz ederek, detaylarda boğularak iyileşir.

Hayatta kalmak ve iyi olmak, çok iyi olmak arasında 3’ü 1 arada ile James Hoffmann’ın lattesi kadar fark vardır.

İkisi birbirine hiç yakın değildir.

Gerçek yorucudur

Tenet, her açıdan kötü değerlendirilmiş bir filmdir. Size Tenet’ten birkaç kez konuşmuşumdur. Güçlü konseptler üzerinde düşünmeyi ve ısrarcı olmayı seviyorum.

Tabii ki, Tenet seyir zevki güçlü bir film değildir. İnanılmaz yorucudur. Ancak tüm mesele de budur. Gerçek yorucudur.

Gerçekle yüzleştiğinde kaçan çok insan tanıdım.

Tenet’ten şu alıntıyla bitirmek istiyorum:

“Hepimiz yanan bir binaya koşarak gireceğimize inanmak isteriz, ama o sıcaklığı hissetmeden kimse ne yapacağını bilemez.”

Krema gerçeği

Kahvenin çaya baskın geldiği bir kültürde büyüdüm. Hep Abraham Lincoln’ün meşhur ifadesindeki: “Eğer bu kahveyse bana bir çay getir; yok eğer bu çaysa bana lütfen kahve getir.” düsturuyla yaşadım…

Bundan yaklaşık 14 yıl önce sigarayı bıraktığım günden bugüne, kahveyle olan ilişkim daha da güçlendi. Dünyanın birçok yerini gezdim ve pek çok yerde kahveyi deneyimledim.

Bugün ise bir bilgiyle bir yaşıma daha girdim: Espresso’nun üzerinde oluşan o altınsı kremanın aslında kahvenin tadını bozduğunu öğrendim.

Espressodaki acılık ve burukluk (astringency) hissini artıran; yüksek oranda CO₂ gazı, oksitlenmiş yağlar ve ince partiküller içeren kahve kremasıymış.

Günde en az iki espresso tüketen biri olarak denedim: Gerçekten öyle.

Peki neden bunu hiç duymadık ya da hâlâ görsel dünyamızın içinde?

Çünkü güzel.

Çünkü görsel olarak tazeliği, ustalığı ve espressonun o ikonik, asırlık imzasını temsil ediyor.

Şimdi size pazarlamanın neden işe yaradığını bu kahve gerçeğiyle tekrar hatırlatayım:

Ambalaj, görsel medya, indikatör, koku ya da ürünle ilintili gerçekte var olmayan herhangi bir şey:

İŞE YARAR!

Nokta.

Göz ardı etme.

Not: Evet, kremasız daha lezzetli. Ama ben kremalı içmeye devam edeceğim.

Nadir metrik

Neredeyse her konuda, o işi ne kadar süredir yapıyor olursanız olun, yeni bir şey öğrenebilir ya da yanlış bildiklerinizi düzeltebilirsiniz.

Öğrenmenin yaşı da zamanı da yoktur; ama sonu da yoktur.

Sonu olmayanlar sınıfı nadir metriklerden biridir.

Bu gerçeğe ne kadar açık olursan o kadar konforsuz bir hayatın olur.

Ve evet, cehalet mutluluktur.

Entegre ol

Eğer yapay zekâ ile inşa etmeyi ve her ne iş yapıyorsan ona entegre olmayı başarırsan, kısa ve orta vadede bunu yapmayanlara kıyasla rekabet edilemez bir noktaya geleceksin.

Bu bir kehanet değil, bir olgu.

Uzun vadede ise, internet ile başımıza gelenlerin aksine, AI istesen de istemesen de dahil olacağın bir süreç olmayacak.

Dışarıda kalacaksın.

Ama özgür olarak değil; dijital bir köle olarak.

Devam etmek

Bir ideal, bir iş, bir görev ya da sadece bir meşguliyet… Bir hobi.

İnsanın devam edebilmesi, tüm sorunları ve ağırlıkları arkasında bırakabilmesi için yeterlidir.

Kulağa çok basit gelebilir ama devam edebilmek, kendi bildiğin ve anladığın şekliyle, belki de nihai hedef olabilir.

Ve Pazarlama, her şeyiyle aynı; ama devam etmek zorunda olan bir çabanın arkasında durur.

İzole olma

Birini sevmemenin karşılığı nefret değildir. Hayır deme iradesinin karşılığı tehdit değildir. Korkunun karşılığı şiddet, başarısızlığın karşılığı yüz çevirmek değildir.

Her şeyi uçlarda yaşamak seni sadece kutuplaştırmaz.

İzole eder.

Kendine bunu yapma.

Hayırlı hafta sonları.

Demokrasiye giriş

23 Nisan özünde bir demokrasi kutlamasıdır.

Demokrasiye geçişi, demokrasiden büyük ölçüde uzaklaşmış bir atmosferde kutluyoruz.

Dün şunu yazmıştım: Dünya görüşü, demokrasinin işlemediği toplumlarda bir tür nezaretten dışarıya bakmaya dönüşür.

Güncel üzerine uzlaşamadığımızı varsaysak bile, demokrasinin işe yaradığını; tüm eksikliklerine rağmen, çalışan ve şimdiye kadar işlemiş en iyi sistem olduğunu biliyoruz.

Kutlu olsun 23 Nisan.