Devir

Dünyamızın yıldızı etrafındaki turunu tamamlamasına 1 gün, 10 saat kaldı.

1 Ocak 2023’te Güneş’in etrafındaki konumumuz geçen sene ile aynı olacak. Samanyolu galaksisindeki konumumuz ise farklı. Onun dönümüne 250 milyon yıl var. Yani bundan tam 250 milyon yıl sonra, birileri -yaklaşık olarak- bugünkü konumumuzda bulunacak.

Parçası olduğumuz ölçek boyumuzu aşıyor ama bizim devrimiz bu.

Yenimiz bu.

364 gün sonra bugün. Şimdi. Bu an.

Aynı konum, yeni bir devir.

Konuşmayı, yazmayı, öğrenmeyi, liderlik etmeyi bırakmayın.

Adalet aramaktan vazgeçmeyin. Pes etmeyin.

Yeni yılımız kutlu olsun!

Katlanarak büyüme

Siyah/Beyaz TV ilk tercihimiz değildi. Tercih hakkımız yoktu: Renkli TV’nin üretilmesi renksiz olandan (1930’lar) yaklaşık 30 yıl sonra mümkün olabildi.

Bugün 10.000₺’ye satın aldığın 50” bir TV ise 1960 yılında ancak 20 Milyon₺’ye mal olabilirdi.

Özelliklerini mevzubahis etmiyorum bile.

Bir endüstride bilgisayarların ve ağların ortaya çıktığını gördüğünüzde; fiyat/özellik dengesinin astronomik ölçüde değişeceğini öngörebilirsiniz.

Gordon Moore haklıydı (Link).

Kehanetler

Az önce (Bugün, 15:00 suları) Türkiye’nin geleceği ile ilgili çok ilginç bir kehanet dinledim. Geçen gün de eski Rusya Başbakanı Medvedev absürt 2023 tahminlerini tweetledi: Elon’u geleceğin bölünmüş Amerikasının ilk başkanı olarak müjdeledi.

Kehanetler böyledir.

Sizi şaşırtır, içine çeker.

Telaşlı sorular sordurur: “Bu kadar iş bu kadar sürede nasıl olacak?”, “O sırada ben nerede, ne yapıyor olacağım?”, “Başıma neler gelecek?”, “Bunları biliyor olmak için çok mu geciktim?” ilk reflekslerdir.

Elinize bir avuç pirinç alıp kahine adedini sorsanız; cevap kuvvetle muhtemel hatalı olacaktır. Çünkü kahinin derdi kesin ve özgü olmak değildir.

Bu mümkün de değildir.

Amaç olasılıklar ile inancın şekillendirdiği beklentileri birbiriyle çatıştırmaktır. 2000 yılında İsa’nın gökten ineceği kehanetine Hindular inanmıyorlardı.

Eğer beklentilerin yüksek, kehanetlerin sıra dışıysa inandıklarını sorgulama vaktin gelmiş demektir.

Kuyruk meselesi

Fast food’un sektöre en büyük katkısı adı üstünde hızdır ve hız sadece siparişin hazırlanması ve teslimi ile ilgili değildir: Her anlamda maksimum verimlilik hedeflenir.

McDonalds hızlı karar verebilmeniz için elinden gelen her şeyi yapar ve yapmıştır. O kadar ki, McDonalds’ta neyi ne kadar yiyeceğinize McDonalds’a gitmeden karar verirsiniz.

Bazınız için maksimum verimlilik minimum keyif olarak okunabilir ancak; bu sektör keyif vermek için değil, hızlı doyurmak için icat edilmiştir.

Sadece karar verdiremediği için müşteri kaybeden birçok pazarlamacı ise Fast food yaklaşımını pratik edebilir.

Not al:

Müşteri için asıl kuyruk kafasında başlar.

Müşterinin sentetik sırası: Kararsızlığıdır.

Ölçek

Robert Zemeckis’in inançla bilimin geveze bir tartışmasına dönüştürdüğü filmi Contact (1997)’ı ilk defa izledim. Carl Sagan’ın 1985’te ortaya koyduğu bu konsepte yabancı değildik, yeni de değildi ama düşündürdü.

Eğer Dünyamızın ömrünü 24 saate sıkıştırsaydık, ancak 22 saat geçtikten sonra suda ilk canlılar belirecekti. 23:40’ta dinazorlar yok olacak, 23:58’de de ilk insan yürüyecekti. Yaklaşık olarak 23:59:59’u 999 milisaniye geçe Neil Armstrong Ay’a ayak basacaktı.

Bu ölçeğe göre Dünya’dan anlam itibariyle beklentilerimiz, 120 dakikalık bir Hollywood filminde 1 saniyelik rol için “En İyi Oyuncu Oscar”ını talep etmeye benzer.

Edebilirsin…

Kazanır mısın?

Düşündürür.

“Evren çok büyük bir yer. Eğer sadece biz varsak, bu büyük bir alan israfı olurdu.”

  • Carl Sagan

Ani ve yeni

Bitişler en az başlangıçlar kadar önemlidir. Ve insanlar birini diğerinden ayırmadan eşit ölçüde hatırlar. Çünkü ikisi de aynı kriterler üzerinde hayat bulur: Ani ve yeni.

Eğer bir şeyleri aniden bitirmek veya başlatmak zor geliyorsa; yeni, eksik ve yetersizdir.

Ya da ‘yeni’ eskiye kapı kapatacak kadar anlaşılmamıştır.

Sigarayı şimdi bırakamıyor veya sevmediğin o işinden yarın ayrılamıyorsan:

“Yeni”yi hala keşfedememişsin demektir.

Yarın bitir veya başlat: Ani ve yeni olsun.

Zamanı taşımak

Peter Henlein taşınabilir bir zaman göstergesi icat etti.

Boyuna asılan bu ilk seyyar saatler (Pomander), kısa zamanda sadece zamanın değil, Yeni Çağ’da soyluluğun da bir göstergesi haline dönüşecekti.

Peter’dan 500 yıl sonra saatler EKG çekmeye başladı. Peter’ın tanışınabilir saat fikri tabi ki, bugünü öngörmemişti.

Ancak güzel fikirler böyledir: Durmadan gelişen, kendi kendini tazeleyen birer organizmaya dönüşür. Sizin olmaktan çıkar, herkese ait olur. O kadar ki, başlangıç noktası unutulur. Sanki hep buradaymış gibi hissettirir.

Peter zamanı taşınabilir yapmak istedi: Zaman beraberinde birçok şeyi taşıdı.

Monoton

Kaos bize birçok duyguyu aynı anda yaşatır. Çünkü beklentileriniz, etkiler ve koşullar anlık değişir. Kuralların hakim olduğu tek düzelik, kaos içinden çıkan biri için can sıkıcıdır. Bu yüzden, özellikle Türkiye’den kıta Avrupa’sını deneyimleyenlerin ilk gözlemi: Avrupa’nın sıkıcılığı ile ilgilidir.

Monoton çoğunlukla varyasyon eksikliği olarak çevrilir ancak kullanılmak istenen sıfat ‘eksik’ değil, ‘yeterlidir’. Ve bu bir model tartışmasıdır: Herkesin sözünü tuttuğu, yeşilde geçip kırmızıda durduğu bir modelde varyasyon noksan değil, yeterlidir.

Dolayısıyla bu tekdüzelik manasızlık değil, optimizasyon üretir.

Bu durumda sormamız gereken kritik soru şudur:

Optimizasyon/düzen neden Türkiye için yeteri kadar anlam üretememektedir?

Aklın yolu

Kör olmanın ne demek olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Burundi’li bir insanın aylık 2$ ile nasıl geçindiğini anlama şansım yok. Aynı şekilde bir sanat eserine 1 milyon$ ödemenin ne demek olduğunu bilmiyorum.

Aklın yolu bir değildir.

Öyle olduğunu iddia eden atamız muhtemelen empati ile gerçekleri birbirine karıştırmıştır.

Ve çoğu pazarlamacı bunu yapar: Öyleymiş, anlıyormuş gibi davranır.

Ancak duygudaşlık başka, akıldaşlık başkadır.

Aklın yolu çoktur.

Genellemeye gelmez.

"Ey..!"

Biliyorsun politika yazmıyorum. Apolitik olduğum için değil. Bu mümkün değildir.

Politika içinde pazarlama güçlü bir araçtır ve doğru kullanılmalıdır.

Bugün CHP’nin “Ey Dünya…” hitabı ile başlayan yeni afişlerini gördüm. Partinin yıllardır güçlü bir pazarlama problemi olduğunu düşünüyorum. Bu parti Dünya’da gündemin SpaceX’in dikey roket indirmesiyle meşgul olduğu dönemde kitlesine: “Ekmek için Ekmeleddin!” ile seslenmişti, akıl alır gibi değildi.

Bu son sloganda da ciddi problemler var. Evet, devamında dile getirildiği gibi: Türkiye ucuz emek bölgesi, mülteci kampı ve Dünya’nın çöplüğüne dönüşmüş durumda. Ancak bu sorunların muhattabı Dünya değil.

Bu durum akciğer kanseri olmuş bir sigara tiryakisinin Philip Morris’i suçlamasına benziyor. Yetersizliklerimiz ve başarısızlıklarımız nedeniyle başkalarını suçladığımız ve sorumlu tuttuğumuz bu “Ey..!“li retorik tam da bu partinin muhalif olduğu tarafta hakim.

Beklentisi; çözüm, hareket planı ve “Yarın ne olacak?” sorusuna güçlü yanıtlar olan bir kitle için tekrarların anlam üretmesi pek mümkün gözükmüyor.

Dünya’ya değil, kendimize savaş açmanın zamanı geldi ve geçiyor.