Bilge

Bazen inanç bilgiyi yasaklar. Ve bu olağandır çünkü inancın doğasında bu vardır.

14 Şubat bilmek istediğimiz değil, inanmak istediğimiz şeyler için üretilmiştir.

Aksi, yani bilginin inancı yasaklaması ise absürt olur. Bu bilgiye yakışmaz. Bilgi konstant/sabit bir gözlemin konusudur. Eğer biri Antarktika’ya gidip Dünya’nın sonundan uzaya atlamak istiyorsa, bunu deneyebilir. Yerçekimin olmadığına, insanoğlunun Ay’a ayak basmadığına inanabilir.

İnanç bilgiye zarar veremez ama bilgi inancı yerle bir edebilir.

Bilge bu dengeyi kuran ve bilen kişidir.

Hayırlı haftalar…

Varsaymak

Kendimizi “Senaryo Analizi” veya “… olursa ne olur?” (What if?) için hazırlamadığımız vaka.

Bu nedenle koca pist üzerine hastane, pisti uzatacağız diye milyon dolarlık tünel yapıp vazgeçebiliyoruz.

Farazi hatlar yani farz etmek/varsaymak hayati bir konsepttir.

Aciliyetleri bir kenara bırakıp önemli olana odaklansak ne olur?

Fark yaratan değişimlerin gerçekleşmesi için fedakarlığın ana girdi olduğunu kavrasak ne olur?

Kısa yolların ancak ömrü kısa sonuçlar doğurduğunu görsek ne olur?

Varsaysak ne olur?

3 kural

Gerçekler etrafında öykülenmiş ve genellikle bozulmak için yazılmış kurallar vardır.

Birincisi için en temiz örnek Yerçekimidir: Gerçektir.

İkincisi ise sıklıkla bükülür: Lamborghini satın almış birinin trafik hız sınırlarına uymayacağı aşikardır.

Birinci sınıfa düşen kurallara uymadığında karşılığı anidir, nettir. İkinci sınıfın ise sonuçlarını göstermesi zaman alır. Bu nedenle iyi analiz ile bireysel takip gerektirir.

İkinci sınıfa düşen ve uyulmadığı zaman başarısızlığın ana sebepleri olduğunu düşündüğüm 3 kural:

1- Her şeyi yaz: Günlük önemli aktiviteleri kesinlikle not al. Garip bir şey fark ettiğinde yaz. Yapmazsan unutacağından emin olabilirsin. Unutma: Kazananlar ancak hatırlayanlardır.

2- Gizlilik: Ölümcül ve bulaşıcı bir hastalıktan kaçar gibi kaç. Güzel fikirleri öldüren gizliliktir. Güzel bir fikrin mi var? Konuş, anlat ve insanların kusurlarını bulup sana yardımcı olmasına izin ver.

3- Tevazu kaybı ve şöhret arzusu: Kapıldıysan geçmiş olsun.

Özgünlük (Matrix hk.)

“Everything Everywhere All at Once (EEAaO) yeni Matrix mi?”

Bu soruya bu aralar çok denk geliyorum.

Evet, yanlış soru yoktur ve bu önemli bir yaklaşımdır ama bu soru yanlıştır:

-Her şeyden önce Matrix bir bilim kurgudur, EEAaO ise aksiyon-komedidir.

-Matrix karakterleri, öykü kurgusu, Sinematografi ve sorduğu sorular itibariyle özgündür. EEAaO özgün, yani orijinal değildir. Paralel Evrenler/Çokluevren teorisi 1960’ların başında DC’nin Flash’i ile popüler olmuş ve günümüze kadar birçok versiyonu yazılmış, çizilmiş ve çekilmiştir. Ben EEAaO’da sinema adına yeni hiçbir şey görmedim.

-Matrix’in çekirdeğinde şüphe vardır. Bu şüphe “Gerçeğin Saklanması” kavramı etrafında işlenir. Mefhum çok kritik bir önerme teklif eder: Bu “Böyleyse ne olur?” fikrini tefekkür etmek ise her şeyi kökten değiştirebilir. Bu derinliğin karşısında EEAaO sadece eğlenceli bir alternatifler kataloğudur.

Yeni Matrix ile ilgili 17 Eylül, 2021’de şunu yazmıştım:

“İzleyicinin ne istediğini anlamaya çalışmıyorlar, sadece kendi istediklerini, başkalarının yapmasını istedikleri şeyi yapmaya çalışıyorlar. İzlemek istedikleri film bu.”

1999 yılında özel efekt ekibi liderinin Wachowski kardeşler hakkındaki yorumu…

Olağandışı, vasatın karşıtı işin tanımı budur. Bu motivasyonla çalışır. Başkaları “Ne düşünür, ne der?” diye dert yapmaz. Kamufle olmaya çalışmaz.

Ve İşte The Matrix Resurrections (2021) bunu unuttuğu için başarısız olacak.

Ve oldu da.

EEAaO da böyle bir filmdir: Başkalarını düşünerek çekilmiş bir MCU bozmasıdır.

Burada politik bir tartışmaya girmekten çekiniyorum…

Düşüncemi şu şekilde noktalayayım:

“Özgünlük (Orijinallik), özgün olmayan zihinlerin faydasını hissedemedikleri tek şeydir.”

  • J. Stuart Mill

Dünle bugünden bir hikaye

Dün Berlin’deydim. Ziyaretim kısaydı. Kıta Avrupa’sına aşina olanlar ürün açıklamalarında ortak dilin (İngilizce) kullanılmadığını bilir. Mesela Almanya’da antiseptik el mendiline niyetlenmişken, yüz temizleme mendili alabilirsiniz. Ben aldım. Fransa ise yönlendirme işaretlerinden, temel diyaloglar için ihtiyaç duyulan esnekliğe kadar bu kapsamda en pintisidir.

“Yaşam alanlarında ortak dil gerekli midir?” sorusu üzerinden tartışma yürütmeyeceğim. Çok öznel bir konu bu. Ancak dil gereklidir. Bugün Polonya’da katıldığım bir toplantıda, Slovenceye aşina olduğumu bilmeyen bir iş insanı ortağına şöyle bir cümle kurdu: “Türkler her yerde aynı, aynı palavra: Maliyetler yükseldi, ya şimdi al, ya da üzülürsün. Bu bir tuzak. Düşme buna.”

Dünya’nın ortak bir dile ihtiyacı var mı? Bilemiyorum.

Ama şu ortak anlayışa ihtiyacımız olduğu kesin:

“Genellemeden kaçın. Ön yargılarından kurtul.”

Dünya bu halde daha güzel.

Doğru olan

Massimo Vignelli New York’un meşhur metro haritasını tasarlarken Harry Beck’in Londra metrosundaki yaklaşımını baz almıştı:

“İnsanlar coğrafi kesinlikle değil, daha çok bir istasyondan diğerine nasıl gidileceği ve nerede tren değiştirileceği ile ilgileniyorlardı.”

Bu nedenle Metro haritasında ayrıntılı coğrafi işaretlere ihtiyacımız yoktu. Yani mesele kesinlik, üstün hassasiyet değil, doğruluktu.

İkisi arasında ise önemli bir fark vardır:

Doğruluk, yapmayı amaçladığımız şeyi nasıl yapmayı tanımladığımız ile ilgilidir. Bu tanımlama yanlış yönde yüksek hassasiyet ile iş yapmaktan çok daha önemlidir.

Beck’in elektrik devresinden esinlenerek tasarladığı metro haritası tam da bunu yapmıştı: Doğru olanı.

Hala kullanıyoruz.

Zor ve önemli

Artık nihai kullanıcının tükettiği hiçbir ürün alternatifsiz değil. Eğer gelişmekte olan bir ülkede yaşıyorsanız, seçimleriniz bu ürünler fuhuşunun saldırısı altındadır.

Tezgahında sattığın her hizmet veya ürün için ‘deneyim’ artık hiç olmadığı kadar önemli.

Belki de ürünün kapsamından daha çok.

Her deneyim ise seçim ile başlar ve artık seçmek çok zordur.

Bu nedenle bugün üretmek zor değil önemli, birinin seni seçmesini sağlamak ise önemli değil zor olandır.

Güzel pazarlamaya hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.

Mahna Mahna

Reklam kuşağı ilgilisi için bir kısa film arasıdır. Ve konsept olarak herkesin yaklaşımı aynı olmasa da hepsi anlatabilmek için dört döndükleri büyük bir öykünün özetleridir.

Bazısı iyidir. Bazısı kötü.

Çünkü kısa; konuşmak ve yazmak dahi ustalık gerektirir. Kısa zordur.

Lincoln’ün dediği gibi: “Kusura bakma kısa yazamadım çünkü vaktim yoktu.”

12 yıl önce, İsveçli yönetmen Gunnar Järvstad 2 dakika 41 saniyelik şu kısa filmi çekti: (Link)

Bu Blog’ta öyküyü çok konuştuğumu biliyorsun. Çünkü ancak iyi bir öykü, tıpkı bu kısa filmde özetlendiği gibi, iki ayrı dünyanın insanını absürt bir tonda birleştirebilir.

The Muppet Show’un hem katili hem de makulü için aynı şeyi çağrıştırması ve çağırması sadece öykünün gücü ile olabilir.

İsa’nın ne anlattığından çok çarmıhı ve Musa’nın liderliğinden çok denizi yaran sopası bizi bir araya getirir.

Pazarlama öyküyle yaşar. Öyküyle ölür.

İnsan da öyle.

Sıfırlamak

Liderlik için öne çıktığında görevin şaşırtmak, umutlandırıp sevindirmek ve gündemi değiştirmektir.

Bazen işin; beklentileri yükseltmek, sıfırlamak velhasıl yeni bir başlangıç noktası belirlemek olabilir.

Ancak sıfırlamak: Bir önceki sayfada karaladıklarının sorumluluğu ile yüzleşmeden, yeni bir sayfa açmak demek değildir.

Kâğıt düşündüğünden daha ince, kalemin izleri kalıcıdır.

Bireysel seçim

Bu yılın seçimler yılı olacağını yazmıştım. Ancak önümüzde tansiyonu yüksek bir seçim olduğu için değil: Çünkü bittabi, bu seçimlerin sonucu -diğer birçoğu gibi- seçilmek isteyenin sattığı kadar dramatik değil. Bu bir oyun, bir illüzyon.

Toplum olarak asıl problemimiz Türkiye’nin yeni nesli, yani Alpha (2013-2025)’lara nasıl bir ülke miras bırakacağımız ve onların üstleneceği aidiyetin kapsamı olacaktır. Bu ise bir toplu seçimin değil, her birimizin yapacağı bireysel seçimlerin konusu olacaktır. Bu yıl -bence- dönüm noktası. Y nesli 40’a merdiven dayadı. Z’ler artık çocuk değil. Bu birbirinden uzak ama bir o kadar da yakın jenerasyon Alpha’ların kaderini belirleyecek.

Geleceğin bize ne öğreteceği muamma ama geçmiş bize kötü seçimlerin şu nedenlerden dolayı vuku bulduğunu gösterdi:

1-Batıl inanç

2-Güçlü ön yargılar

3-Manipülasyon

4-Mahalle baskısı

5-Kısa vadeli düşünme

6-Kötü analiz

7-Zayıf bilgi

Tıpkı diğer tüm seçimlerimiz (Alışkanlıklar, yetenekler vd.) gibi, güzel seçimler yapma kabiliyeti de doğru pratik ile iyileştirilebilir.

Bu 7 sebebe dikkatli bak ve kararlarını objektif bir şekilde süzgeçten geçir. Etkisinde olduklarından kurtul, eksik olanları tamamla.

Dikkat et: Bunların her biri dış etkenlerin ürünüdür ve yeniden öğrenilip, gerektiğinde izole olunabilir.

Güzel seçimler yap.