Nasıl görünüyor?

Türkiye gündemini okumadan geçirdiğim tertemiz 35 gün.Okumadan derken, lütfen hafife alma: bir tweet dahi değil. Türkiye’yi konuşmayı sevenlerden bir tek havadis bile almadım. Tam bir detoks. Peki buna ihtiyacım olduğu için mi, yoksa artık önemsemediğim için mi? İkisi de değil.

Çözebileceğimi düşündüğüm problemlere bakmayı seviyorum. Ve bunun bir zaman tasarrufu meselesi olduğunu düşünüyorum. Sol şeritteki korkunç bir kazanın trafiği neden arttırdığını düşünelim. İnsanlar sadist oldukları için mi? Yoksa fazla merak mı? İkisi de değil.

Kazalar, neyin yanlış gidebileceğini düşündüğümüz, ancak nasıl görüneceğini öngöremediğimiz vakalar dizisidir.

Öyleyse, nasıl göründüğü ile ilgilenmiyorum.

Geçmiş olsun.

Doğal olarak

Her insan doğal olarak bir pazarlamacıdır. Bu özellik, hayatta kalma içgüdüsünün bir türevidir. Bu içgüdü, bazılarında oldukça güçlü bir şekilde kendini gösterir. Ancak her içgüdü gibi, anlam kazanması için mutlaka bir kaldıraç gerekir.

Örneğin, Steve Jobs dahi bir pazarlamacıydı. Harvard’dan Pazarlama mezunu değildi; onun kaldıracı, ürün odaklı bir insan olmasıydı.

Güçlü bir içgüdü ve bir yetenek.

Mucize bir Pazarlama için yeterlidir.

Organik(?)

0-1 yaş arası oyuncak sektörü tam bir dolandırıcılıktır. İşe yaramazlar. Aynı hayvan mamalarında olduğu gibi, bu ürünler de çocuklarımız için değil, bizim içindir. Pazarlama, bu işlerde gemiyi yürütmek için güçlü bir dil kullanır.

Bugün eşimle süt reyonunda şöyle bir diyalog yaşadık:

Eşim: Organik süt yok.

Ben: (Sek Süt ambalajını göstererek) Doğal yazıyor ya…

Eşim: Evet, ama organik değil.

Ben: Organik, doğal yolla yapılan demek.

Eşim: Uf, biliyorum.

Bir süt nasıl inorganik olabilir? Nasıl doğal olmayabilir?

Resmen her gün keriz gibi dolandırılıyoruz. Her gün.

Teşekkürler, Pazarlama.

Absürtlerin oyun alanı

Dr. House her zaman haklı çıkar. Çünkü gerekçeler rasyonel olmak zorundadır. Gerçek ise matematiğe, fiziğe ve nihayetinde bilime/olgulara paraleldir. Absürt, gerçek olamaz. Peki, gerçek olmayan bir şey nasıl hayatımızın her alanında yer alır? Bu ancak absürtü bir vaka sayarsak sorun yaratır. Mesele, diğer her şeyde olduğu gibi, kaynakla ilgilidir. Zaman ve beynimizin proses edebilme kapasitesi sınırlıdır. Bu nedenle bazen absürtü olduğu gibi kabul ederiz. Gerçeklerin peşini bırakırız.

“Allah vermesin, masaya üç kere vur, kulak memeni çek!”

Kime ne zararı olabilir?

Faydası? Ölçülebilir değildir. Absürttür. Gerçek değildir.

Öykülerin çoğu böyledir. Alın size bir tanım daha:

Pazarlama, absürtlerin oyun alanıdır.

Ölümsüz marka

Starbucks, ölümsüz markalar listesindedir. McDonald’s gibi. Yarın insanlık yıldızlar arası olsa bile, uzay gemilerinde Starbucks ve McDonald’s olacaktır. Apple olmayabilir. Çünkü Apple’ın kaderi, inovasyon denen ipince bir köprüye bağlıdır. McDonald’s için üründe inovasyon, dükkânı açtığı gün zirve noktasına ulaşmıştı. Hamburger, sonsuza kadar lezzetli kalacaktır. Servis ve sunumda inovasyon ise McDonald’s’ın değil, üçüncü taraf üreticilerin derdidir. Rakipleriniz sizden daha hızlı mı? Sorun değil; kısa sürede ayak uydurulabilir.

Peki, sence bu resimde Espresso Lab, Kurukahveci, HD Döner, Getir-Götür nerede?

Hiçbir yerde.

Bir jenerasyonun para kazanıp zenginleştiği kaldıraçlardan farkları yok.

Üzgünüm.

Asılsız

Bugün biri güzel bir liste yayımlamıştı. 1925 yılında, 100 yıl sonrasını öngören gazete küpürlerini derlemişti. İnsanlık, geleceğini tahmin etmede hiç başarılı değildir. Bu nedenle uyduruk kehanetlere sarılır; bilmek ister.

Tahminler arasında ilgimi en çok çeken, Connecticut’lu fanatik bir avukat olan Henry F. Fletcher’ın doğum kontrolüyle kafayı bozmuş olmasıydı. Tahminine göre, 2025’te Dünya hiçbirimize yetmeyecekti. Oysa bugün tam tersini yaşıyoruz. Doğum oranları hızla düşüyor ve özellikle gelişmiş ülkelerde dünya hızla yaşlanıyor.

“Bitecek. Bunlar son. Aldın aldın.”

Kıtlık korkusuyla tehdit etmek, çirkin ve asılsız olsa da her zaman işe yaramış etkili bir pazarlama taktiğidir.

Gün 1

Baştan başlamak güzeldir. “Aç/Kapa kendine gelir!” sadece bir temenni değildir; program dilinde işe yarar. Kendini, her gün yürüdüğün patikada bir anlık dalgınlıkla kaybolmuş hayal et: Sağa sola savrulup turlar atmaktansa, baştan başlamayı tercih edersin.

Belki enerjin tükendiği için daha yavaş, belki de hevesin kaçtığı için daha mutsuz bir ritimle ama doğru yolda…

Baştan başladık. İhtiyacın buysa, bugün gün 1.

Hayırlı seneler.

Yeniyi doldur

Yeniye karşı tutumumu biliyorsun: Yeni, şimdiliktir ve başka bir formu yoktur. Denenmiş, eski, kullanılmış; yani anlaşılır, tecrübeli ve deneyimli olanın karşısında şansızdır.

Yeni, kuşkusuz sattırır. Ancak her yeni, geliştirilmiş demek değildir. Apple’ın iPhone serisi gibi. Yenidir ama neredeyse bir öncekinin aynısıdır. Tüme varırsak, aslında birçok yeni, eskidir.

Yeni, güçlü bir Pazarlama kaldıracıdır. Bir gerekçedir: Kutlamak için, satın almak için, yeniden başlamak için. Ama…

Evet, ama yeni tek başına yetersizdir. İçinin doldurulması gerekir.

Bu yıl yeniyi eskitmeden doldur.

Mutlu yıllar.

Ürün/Pazarlama

Ürün yok, Pazarlama var: Dolandırıcılık.

Ürün var, Pazarlama yok: Delilik.

Ürün var, Pazarlama var: Deha.

Ürün yok, Pazarlama yok: Dalalet.

İyi metin

Pazarlama için hangisi daha önemlidir: Kelimeler mi yoksa görseller mi? Tabii ki, işi sağlama alıp “İkisi de!” deriz. Öyledir de. Ancak çok iyi bir görsel, çok kötü bir metni kurtaramaz. Tam tersi ise gayet mümkündür. İyi bir metin, kirli duvarlarda bile günü kurtarır.

Abraham Lincoln’ün Gettysburg konuşması 272 kelimeden oluşur. Bu 272 kelime, on binlerce kişinin canını alan bir iç savaşı ve tüm politik karmaşayı gölgede bırakmıştır.

İyi metinler kaleme alamayan, iyi bir Pazarlama yapamaz.