Kampanya, hizmet ve yeni

Pazarlama, bir projenin konusu olabilir: Noel kampanyaları gibi. Etkisi, ilgilisi için mesajın gücü ve öykünün kurduğu bağ kadar güçlü olur. Bir hizmetin konusu da olabilir. Depozitolu. Durmaz. Doğal gaz ve elektrik gibi.

İkisi de etkisi nispetinde fiyatlanır. Ancak problem şurada ortaya çıkar: Etkiyi nasıl ölçeriz? “Kısa vadede alınan satış reaksiyonları,” diyebilirsin. Evet, ancak öykü ölmez. Mesela Stanley’yi hatırla. Su mataracısına güçlü bir ivme kazandıran yanan araba kampanyası, tek başına hiçbir işe yaramazdı. Stanley olduğu için ve yıllara yayılan uzun soluklu bir pazarlama kampanyasının parçası olduğu için işe yaradı.

Peki bu yanan araba projesi, yılları unutturdu mu? Evet.

Çünkü diğer her şeyde olduğu gibi, yeni hafızanın da dikkatini dağıtır. İyi pazarlamacı bunun bilincindedir. Bu bilinç onun fevri davranıp kısa vadeye oynamasının, nihayetinde Jaguar benzeri faciaların önüne geçecektir.

Murphy

Murphy Kanunu kısacası şunu önerir: Birçok bileşen veya adım içeren bir sistemde, her bir bileşenin başarısız olma ihtimali vardır. Sayı arttıkça, en az birinin başarısız olma olasılığı da artar.

Görecelidir. Bazen komik bir dramayla ele alınır, ancak bence net çalışır.

Kritik soru şu: Entropi, evrenin bozulmaya ve düzensizliğe eğilimli olduğunu söyler. Bu durumda, bir sistemin aparatları olarak aldığınız kararların kaçı Murphy Kanunu’nun kapsamı içine girebilir?

Birçoğu. Ve yanlış bir karar, hayatınızı bir Murphy tımarhanesine dönüştürebilir.

Dikkat edin.

Kötü istikrar

Her iş için istikrar kilittir. Güvenlik görevlisi istikrarla işini yaparken karşılığında talep ettiği sadece istikrarlı bir maaştır. Ancak her işte istikrar, istikrarlı karşılıklar almaz. Bazı işler istikrarla hep daha fazlasını talep eder. Karşılığında ise istikrarla hep az verir. İşte asgari ücret en çok bu kesimi yorar.

Asgaride istikrar, kulağa pek hoş gelmiyor.

Doktoralı pilav

Veni Vidi Göz’ü, Türkiye’de bir yerlere gelebilmiş en kötü marka ismi sanırdım. Ta ki dün Pilav Akademisi’ni görene kadar.

Arkadaşlar, gerçekten sizi tebrik ediyorum.

Helal olsun.

Yapabilir miyiz?

Doğru insanlara ulaşabilir miyiz?

Kendimizi doğru ifade edebilir miyiz?

Söz alabilir miyiz?Söz verebilir miyiz?

Verdiğimiz sözleri tutabilir miyiz?

Geri döndüklerinde ulaşılabilir olabilir miyiz?

Hata yaptığımızda bununla yüzleşebilir miyiz?

“Benim daha iyi bir fikrim var” diyene şans tanıyabilir miyiz?

Yol yapmak bir yana, yol açabilir miyiz?

Yeninin geçici olduğunu kabul edebilir miyiz?

Acilleri erteleyebilir miyiz?

O zaman Pazarlama yapmaya başlayabiliriz demektir.

Joker

Todd Philips’in birinci Joker’i IMDB’den 8.4 ile ortalamanın çok üstünde puanlanmıştı. Devam filmi ise yalnızca 5.2 reytingle vasatın altında kaldı. Philips aynısını Hangover’e yaptı. Vaadi çok güçlü bir öyküyü karakterlerin içini boşaltarak öldürdü. Matrix’in devam filmini çekemezsiniz. Aynı şekilde Fight Club’ınkini de. Çünkü öykü biter. Bu tekrarlanmaz anlamına gelmez. Tekrarlanırken bıktırır da demek değildir. Nasrettin Hoca’nın öyküleri aradan geçen yüzyıllara rağmen hala diridir. İyi öykü sonsuzdur.

Öykünün sonuna geldiysen uzatma.

Baştan sar.

Çuvallama

Pazarlamada çuvallamayın. Finans, teslimat ve operasyonlarda, insanları işe alırken veya yönetirken, hatta üretim hatlarınızda bile büyük hatalar yapabilirsiniz. Ancak pazarlamanız başarısız olursa, üzerine inşa ettiğiniz her şey ardından çökecektir.

Pazarlamanın şirketinizin temel taşı olduğunu söylemiyorum: Taşıyıcı sütunu, vitrini veya dış dünyayla bağlantı aparatı olduğunu. Ya da belki bunu söylüyorum. Belki de Pazarlama tam olarak budur.

Pazarlamada başarısız olmayın.

Ah be kardeşim

Hükümete, inşa ettiği köprüler ve deniz altı tünellerinden geçecek kadar güvenirken, “Aşı ol” telkinine itimat edemeyecek kadar karanlık buluyorsun.

Ve sen bana, bunun senin kendine anlattığın öykülerle, Pazarlama ile ilgili olmadığını söylüyorsun.

Öyle olsun. İyi yolculuklar.

Paradoks

Bugün Blog’a geç düştüm. Zaman zaman oluyor. Bu hafta haddinden fazla Pazarlama konuştum ve yazdım. Yorulduğumu fark ettim. Ancak şunu da fark ettim: Bir işte iyi olduğunuzu birine ikna etmek, bazen o işte iyi olabilmek için harcadığınız zamandan daha uzun sürebilir gibi hissettiriyor. Ki bu pratikte mümkün değildir. İşte bu, bir Pazarlama problemidir. Bu nedenle, yine ve yeniden, insanın pazarlamaya ihtiyacı var. Pazarlamanın da pazarlamaya. Paradoks gibi. Yorucu. Hayırlı hafta sonları.

Pazarlamayı pazarlamak

Pazarlama bizi tanımlar. Ancak pazarlamanın da pazarlanmaya ihtiyacı vardır. 30 Sayfa’da size Togo’nun muazzam öyküsünden bahsetmiştim. Togo’nun öyküsü, pazarlamadan bihaber olanların öyküsüdür. Yıllardır pazarlamayı size pazarlamaya çalışıyorum. Yaptığım bazı tanımları listeledim, iyi okumalar:

  • Pazarlama, sıra dışı olanla ilgilenir.
  • Pazarlama, niyet oluşturma sanatıdır.
  • Pazarlama, sizi görünür kılar.
  • Pazarlama, ara veremez.
  • Pazarlama, kehanetsiz yola çıkmaz.
  • Pazarlama, seçimleri kolaylaştırır.
  • Pazarlama bitmez, terk edilir.
  • Pazarlama, ilginç problemleri çözmek için vardır.
  • Pazarlama, ilgi/dikkat çekmek için icat edilmiştir.
  • Pazarlama, alternatifler üretecek kadar önemsemeyi öğretir.
  • Pazarlama, sınıflandırır.
  • Pazarlama, insanların ihtiyaç duyduğu hikayenin yayılması için koşullar yaratır.
  • Pazarlama, işinizin ömrünü uzatır.
  • Pazarlama, insan doğası ve “Nasıl daha iyi olur?” sorusunun peşine düşmekle ilgilidir.
  • Pazarlama, değiştirir, bariyerleri yıkar ve geleceği yeniden tanımlar.