Hazır ürün

Son yılların ürün yaklaşımı “Sevk et, mükemmel olmasını bekleme!” üzerine inşa edildi.

Bu yaklaşım birçok startup için iş gördü.

Peki, bu gerçekten her alana uygulanabilir mi?

Hayır.

Apple, Vision Pro ile hala hazır olmayan bir ürünü piyasaya sürdü. Bu sadece Steve Jobs’un küçültme/inceltme Pazarlama anlayışının gerisinde kalan bir ürün değil. Ürün teknolojik olarak hazır değil. Evet, iPod ve iPhone hazırdı.

Böyle bir ürün sevk ettiğinizde ne olur?

Apple’sanız sadece momentum kaybedersiniz. Apple, Steve Jobs’un yokluğunda bu yolla birkaç ürünü çöp etti.

Apple değilseniz hazır olmayan ürün; markanızı ve hatta işinizi bile kaybettirebilir.

Bilmek yetmez

Bugüne küçük bir not:

Bilmek üzerine bir ömür inşa etmek yorucu olabilir. Bir ömür sadece bilmek için yetersiz. Newton bildiğini düşünüyordu*: Einstein bize bilmediğini öğretti.

Sadece bilmek, yeterli bir motivasyon değil.

Çünkü asla yeteri kadar bilemeyeceğiz.

İnanmak da lazım.

*(..)ki geri kalan birçoğumuza göre çok biliyordu…

Algı zaman alır

Uzun yıllar kullandığım bir kozmetik ürünü var. İsveç malı. Biliyorsun AB’de ürün regülasyonları çok katı. Maalesef; orada kısıtlara boyun eğen bazı markalar buradaki hukuki boşluklardan sıyrılıp yırtıyorlar.

Her neyse…

Ürün bir müddet önce işe yaramamaya başladı. Belki, dedim: Vücudum bağışıklık kazandı. Sonra şunu fark ettim: Ürün Türkiye’de üretilmeye başlanmış. Ümraniye’de.

Yıkıldım…

Belki regülasyonlara uyuyorlardır. Belki ürün aynı üründür. Belki sorun yine bendedir.

Ama algı işte: Stockholm’u başka Ümraniye’yi başka okuyor.

Algı zaman alır. Ciddi zaman.

Ne diyorduk: Pazarlama aceleye gelmez.

Ne satıyorsun?

Kelime oyunları meraklısı Abraham Lincoln ona çay getiren bir otel görevlisine şöyle der:

“Eğer bu kahveyse bana lütfen çay getir. Yok eğer bu çaysa bana lütfen kahve getir.”

Kritik bir Pazarlama eleştirisidir.

Rivayet bunu Abraham Lincoln’a* atfettiği için ayrı hoşuma gider. Çünkü bu tam onun tarzı bir kelime oyunudur.

Ne istendiğini bil, ne sattığını tanı.

*Doğum günün kutlu olsun!

Kullanım kılavuzu

İlk iPhone ve sonrakilerin hiçbiri el kılavuzu ile gelmedi. Çok komplike ürünler olmasına rağmen kullanıcı arayüzleri oldukça basitti. Birkaç dene yanıldan sonra neredeyse hepimiz Zippo’nun dijital çakmağını alevlendirmiştik.

Kullanım kılavuzu genellikle kötü tasarlanmış ve “Dene-Yanıl”a toleransı olmayan ürünlerin mecburiyetidir.

Bir sorumluluk paylaşım kılavuzudur.

Yorar ve bazen yarı yolda bırakır.

İyi Pazarlama ancak iyi tasarımla mümkün olabilir.

Düşünemeyen hayvan

İşlerimizi kolaylaştıran akıllı araçların çağından, düşünen araçların işlerimizi elimizden alacağı döneme hızla ilerliyoruz.

Birinci aşamada hantallaştık. Akıllı araçlar işlerimizi kolaylaştırdıkça işleri nasıl yapacağımızı unuttuk. Efor artık bir lüks. “Dokundum olmadı, o zaman bozuk!” arketipleşti.

İkinci aşama birçoğumuz için kölelikten farksız olacak. Bizim yerimize düşünen araçlar, bizi diğer hayvanlardan ayıran en belirgin özelliğimiz olan düşünmeyi körleştirecek.

Bu bir kehanet, bir uyarı veya bir George Orwell distopyası değil: Çok yakın geleceğin ana temasıdır.

Şu noktadan sonra yapacak hiçbir şeyimiz yok. Alfa ve özellike Beta nesli bugün bildiğimiz dünyanın çok dışında bir gerçekliğe uyanacak.

Değerli ürün

Genellemeleri fazla sevmem, bilirsin. Ama şöyle bir son liste yapmama müsade et:

İki tür yönetici vardır: Değerli ticarete ve değerli ürüne odaklanan…

Birincisinin motivasyonu her zaman paradır. İkincisi ise mükemmel ürüne tapar.

Pazarlama en güzel ikincide iş yapar.

Ve ancak ikinci; şu fani dünyaya güzel bir çentik atar.

Kararsızlar

Haber başlığı: “Nasıl kilo verdiğini açıkladı!”

Yememeye karar vererek muhtemelen.

İlk önce yememe konusunda kararlı olman lazım.

Nasıl ve ne aralıkla yiyeceğin konusu ise değişkenlik gösterebilir.

Kararlılığın önemini göz ardı etmek hepimize cazip gelir. Çünkü bizi -kısa süreliğine de olsa- asıl sorumluluktan kurtarır:

Zayıflama hapları ve benzer tüm plasebolar böyle satılır.

Kararsızlar cani pazarlamanın velinimetidir.

Aciliyet meselesi

Biz pazarlamacılar niyet oluşturucularıyız. Ve bunu aciliyet üreterek inşa ederiz.

Geç veya geride kalma korkusu aciliyeti; yeniyi kaçırma kaygısı aciliyeti; bir şeylerin parçası olma aciliyeti; eskimeme aciliyeti ve diğerleri…

Bunların hiçbiri hayati değildir. Birçoğu gerçek de değildir. iPhone kullanmayan veya Starbucks içmeyen biri geride kalacak diye bir kaide de yoktur. Ancak değişim kültürü bize böyle hissettirir.

Bu değişimi yönlendirmek ise bu yazı tonunun sana hissettirdiği gibi kolay bir iş değildir.

Değişim direnç görür ve bu direnç onun araçları olan fikir, tasarım, zanaat, sanat vd. disiplinler için bir kriptonit gibi çalışır: Motif ve motivasyonu öldürür. Bu anlamda pazarlamanın zamanı çok dardır.

Pazarlama yapmak istiyorsan aciliyet yaratma hokkabazlığını sineye çekmek durumundasın.

Çünkü ancak acilse ayak uydururuz ve ancak acilse değişiriz.

İş kültürü

Ekonominiz iş yapma kültürünüze bağlıdır. Şöyle düşün: Yarın herkes Almanlar gibi çalışmaya başlasa Türkiye’de işler durur. O kültür bu habitatta yaşayamaz.

Depremden bugüne 1 yıl geçti. Ne urbanizm ne de üretim anlayışımızda hiçbir değişiklik olmadı. Çünkü iş yapma kültürümüz yani düzenimiz bozulmasın diye gerçeği “Yüzyılın Felaketi” etiketiyle örtbas ettik.

Dün yüzleşmedik.

Bugün andığımızla kaldık.

Yarın yine üzüleceğiz.