Simülasyon sorusu

Prof. Melvin Vopson soruyor: “Matrix’teki gibi bir bilgisayar simülasyonunda mı yaşıyoruz?”

Öyle olmadığını düşünecek kadar kuşkusu olan var mı?

Şaka yapıyorum.

2023’ün son hafta sonu.

Tadını çıkarın!

Bitmeyen Pazarlama

Vizyona girdiği 1994 yılından günümüze, The Shawshank Redemption sinema tarihinin en iyi filmi olarak liste başı.

Neredeyse 30 yıl süren bir birincilik…

1994’ten bugüne onbinlerce film yapıldı. İlk 10 ve 20 zorlandı ama zirve değişmedi.

Sebebi akıllara durgunluk veren veya nefes kesen farklı çalışmalar yapılmaması değil. Sebebi öykünün işlenme tarzı da değil. Fight Club(1999) ve Inception(2010) gibi yapıtlar sıra dışı eserlerdi.

Sebebi öykünün kendisi: Otantikliği yani orijinalliğidir.

Orijinal öyküyü alt edemezsiniz.

Bitmeyen bir Pazarlama istiyorsanız güçlü ve güzel öyküler inşa edin.

Gündelik veriler

Bugün asgari ücret, dolar ve altında zirveyi gördük.

Hepsi bir çabanın değil, mecburiyetin ürünleri. Yarının değil, bugünün verileri.

6 Şubat Depremleri ile yaşadığımız yıkımı düşün…

Gündelik verilere odaklanmanın bedelini ödedik. Bugün aynı heyecan ve heves ile neredeyse her konuda benzer yollardan ilerliyoruz.

Akıllanmıyoruz.

Yine pişman olacağız.

Tuzak soru

“Para mutluluk getirir mi?” tuzak bir sorudur. Para sizi öne çıkartır. Ancak aynı şekilde: Güzellik, yetenek, çalışkanlık, iyi şans, cesaret ve cömertlik de.

Öne çıkmak bir avantaj meselesidir. Bu durumda “Üstün olmak sizi mutlu eder mi?” sorunun doğru formatı olacaktır.

Mutluluk için üstünlük yeterli midir? Hiç zannetmiyorum.

Churchill’in çok sevdiğim bir lafı var:

“Başarı nihai değildir, başarısızlık da ölümcül değildir. Önemli olan devam etme cesaretini gösterebilmektir!”

Düzgün konuş

Dün sabah Derby marka traş bıçaklarının şu billboard’unu okudum.

“Berberlere özel: “Derby Professional” (..)”

Niye* usta veya en azından profesyonel değil de “Professional”? Ve madem professional öyleyse niye barber veya hairdresser değil de berber.

Bu eğilimden pazarlamanın ne elde ettiğini bugüne kadar hiç anlamadım. Bakın Hemington’un aynı gün şu reklamını çektim:

Hemington -satın alırsın veya değil- kiminle konuştuğunun farkında. “İngilizce bilmiyor ve yeni yılı bu duyguyla kutlamıyorsan, benim adamım değilsin…” diyor.

Gayet net ve açık.

Geçen gün bir sanayici, seçtikleri yabancı isim konusunda onları eleştirdiğim için çıkıştı ve sonra şöyle bir karşılık verdi: “Bu isimle bizi Migros fazla muhafazakar görünüyorsunuz diye rafına koymadı!”

Bu karma model, yabancı dili yamalı kullanma kültürü; ne istediğini bilmeyen bir pazarlamanın ürünüdür. Oktay Sinanoğlu kafasında değilim. Hiç olmadım ama pragmatikim. Bu tavır size bir şey kazandırmaz. Ancak çok şey götürür.

Pazarlama otantik ve orijinal olanın etrafında örgülenir. Kopyanın, kolponun ve sonradan görmüşlüğün değil. Türkçe yeteri kadar otantik ve orijinaldir: Kullanın. Çünkü 85 milyon ve belki bir fazlası öyle yapıyor.

*Bu markanın web sitesinin klişesi: “Ver bi’ Derby!”. Ne kadar da bizden değil mi?

Gündem yolunu bulur

Geçen gün bekleme için bir odaya yönlendirildim. Ortada duran masada birçok magazin dergisi bulunuyordu. Çok nadir magazin haberi okurum. Habersiz değilim, ilgisizim diyelim. “Haydi zaman geçsin, biraz kurcalayayım!” dedim ve bambaşka bir dünyaya girdim. Gündem böyle bir şey: Öykünüz ne ise ondan teşekkül eder.

Sayfalar arasında gezinirken kızını yeni evlendirmiş bir iş adamı dikkatimi çekti. Merak ettim, Google’layıp biyografisine baktım. Sonunda şu ifade vardı: “Az İngilizce biliyor.”

Bu bir küçümseme miydi, yoksa “Onun yanında İngilizce konuşurken dikkat edin; söylediğinizi çakabilir maazallah!” mı demek isteniyordu? Anlayamadım.

Ancak içerikle ilgili sorunlarımızdan biri de bu: Boşlukları doldurma gayreti ve “Aman eksik kalmayalım!” korkusu ortaya hep garip ürünler çıkarmıştır.

Atlamadan, bu dergiden biyografiye bakmak için “Birazdan dönüyorum!” deyip ayrılan bir benim herhalde. Kıssadan hisse: Ne kadar zorlarsan zorla öykün seni kendi gündemine çekecektir.

Öykü inşa et.

Gündem yolunu bulur.

Ayrı

The Killer’i izlemediysen izle. Öykünün tarzı veya akışı hoşuna gitmese bile monologları için izle.

Biliyorsun, pazarlamayı birçok kere tanımladım.

Bir ilinti The Killer’ın şu lafından gelsin:

“İstisna, olağanüstü veya farklı değilim sadece ayrıyım…”

Pazarlamaya yeni başlıyor ve farklı olmaya çaba gösterip başaramıyorsan bir müddet sadece ayrı ol.

Biz fark ederiz.

İcat ve uyarlama

Uyarlama ve icat ortaya koydukları ürünler noktasında benzer ve fakat işleyiş ve ürettikleri beklentiler açısından çok farklıdırlar.

Evet, uyarlama değerlidir. Kopyalamadan çok daha anlamlıdır: Adaptasyon, yaşatır. Ancak ‘icat’ adı üstünde buluş; aramak, yeni ve ilk kavramlarıyla ilgilidir.

Şu an itibariyle kullandığımız endüstriyel ürünler ile bağlı temel bilimlerin birçoğu bizim açımızdan uyarlamadır.

Aranmamış, eskiyle yüzleşmemiş ve ikinci kalmış bir ekosistemin parçasıyız.

Bu gerçekle ne kadar hızlı yüzleşirsek o kadar hızlı düzelebiliriz.

Lütfen, dikkat edin: Bulmak ‘benimsemek’ ve ‘anlamak’ demektir. Adaptasyon ise yalnızca hayatta kalmakla ilintilidir.

Destur

“Abi yazını paylaşabilir miyim?” aslında şunu demek istiyor: “Bu yazıyı seni kaynak göstermeden paylaşmam lazım ki, zeki görüneyim. Ne dersin bu senin için sorun olur mu?”

Hayır.

Ama bu şekilde soruyor olman bir sorundur. Benim için değil, senin için.

Müsade, izin veya destur kültürümüzün problemli kavramlarından biri: Genellikle “Hey bak, biliyorum bu hoşuna gitmeyecek ama olsa nasıl olur?” veya “İznin var biliyorum ama sen yine de beni iş üstünde gör!” refleksiyle istenir.

Hoşuma gitmiyorsa iznin değil, tacizin ve eğer zaten iznim varsa boş lafın konusu olur.

İkisini de yapma.

Destur bu, destur olsun.

Doğru araçlar

Vidayı bıçakla da sıkarsın ancak doğru araçlar zaman kazandırır.

Doğru araçları seçmek bir deneyim meselesidir. Deneyim ise değiş tokuşu aynı emtia ile yapılan nadir varlıklardandır: Bedeli zamandır, karşılığında da zaman kazandırır.

Bittabi bıçakla sıkmaya devam edebilirsin lakin zaman dahi diğer her şey gibi vaktinde kıymetlidir.