Kontrolsüz

Kontrolü kaybetmenin birçok formu vardır ve hepsi belli bir koşul ve sonuçla gelir.

Mesela çok kazanma hırsı, kalitede kontrolü kaybettirir: İşin hizmetse süreçlerden, ürünse malzemeden çalınır. Vaatlerin ayarı kaçarsa insan üzerinde kontrolün kaybolur. Çünkü insan rivayet ve kehanetle yaşar. Velhasıl öykünü sıkı kontrol etmen gerekir.

En acımasızı zaman üzerinde kaybedilen kontroldür. Eğer zaman senin için kontrolsüz akıyorsa; bu çok hızlı, çok yavaş veya çok belirsiz olabilir: Üretken olman imkansız hale gelir.

“Kontrolü kaybettim!” güzel bir tespittir ama eksiktir.

Neyin kontrolünü kaybettin?

Tavırlı ol

Sigara içenler için ayırdığımız özel alanlara “Smoking Friendly/Sigara Dostu” demiyoruz. Gelişmiş dünya olarak sigaraya friendly/dostça davranmayı yaklaşık 20 yıl önce bıraktık.

Sigaraya net tavır aldık. Ve işler değişti.

Tavırlı olmak belki sorunu çözmez ama sizi sorunun maruz bıraktığı birçok sıkıntıdan korur.

Tavır bir kapris veya huysuzluk değildir. Kötüye, akılsıza ve körü körüne uçuruma yürüyene mesafe koymaktır.

Tavırlı ol. Faydalıdır. İşe yarar.

Tarikat toplumu* semptomları

İnsanların uzun soluklu işlerden kısa dönem sonuç bekleme iştahı,

Her şeyi aynı dün olduğu gibi yapmaya devam ederken; sonuçların farklı, işlerin ise yoluna gireceğini umma eğilimi,

Görüp tecrübe ettiği birçok şey değişirken, inandığı şeylerin doğruluğunu test etmekten çekinen korkaklığı,

İçtiği kahvenin tadı bir müddet daha kaçmasın diye yanıldığı gerçeği ile yüzleşmeyen inadı,

Sadece ondan farklı düşündüğü için ilk fırsatta dürüst oynamayı bir kenara bırakıp; standardı çift görme şaşılığı…

Üreten, gelişen, katılımcı ve canlı bir kültür inşa etmenin önündeki en büyük engellerdir.

Ve evet, sizi tarikat toplumuna dönüştürür.

*Sizi yüzüstü bırakır.

Tarikat toplumu

Ülkemiz zor dönemlerden geçiyor…

Progresiflere göre gelişime ayak uyduramadığımız için bu durumdayız. Muhafazakara göre özümüzden koptuğumuz için halimiz bu.

Klasik.

Bunlar serbest ve enli tespitler. İki yaygın çıkış noktasının da veriye yeteri kadar odaklanmadığını düşünüyorum. Detaylara girme gafletine düşmeden:

İnsan için veri ve onu işlemek en zor meselelerden biri. Elimizde yeteri kadar veri olmadığı için Mısır’ın Piramitlerini speküle ediyoruz. Yine dün elimizde veri olmadığı için sigara içmenin sağlığa yararlı olduğunu düşünüyorduk.

Ölçemediğinizi iyileştiremezsiniz. Ölçmek istemediğinizi ise mahvedersiniz.

Birincisi gaflet, ikincisi tercihtir.

Biz 2017 yılı anayasa değişikliğiyle kültürel bir karar verdik: Tarikat toplumu olmayı seçtik. Ölçüye değil, rivayete ve olgulara değil, kehanete değer vermeyi tercih ettik.

Bedelini ödeyeceğiz.

Fikir bedavadır

Birçok iyi fikir heba olur. Üretken beyinler için fikrin olayı da budur: Bedavadır. Motivasyon var ve yeterliyse fikirler bir denizatı doğum ritüeli gibi çoğalır.

Bu karmada kilit nokta uygulayıcıdır. Uygulayıcı belki iyi bir fikir üreticisi olmayabilir ama mutlaka iyi fikirden anlayan biri olmalıdır. Çünkü fikri üreten için en güçlü tatmin ve neticesinde motivasyon: Yüzlercesi arasında bir tane bile olsa; fikrin hayata geçtiğini görmektir.

Çünkü hey, fikir bedavadır. Ancak motivasyon değil.

Pazarlamanın olmazları

Pazarlama ve onu yapmaya çalışanlarla geçirdiğim onca seneden sonra; bu zanaatin tahammül edemediği 3 temel unsur:

1- Pazarlama aceleye gelmez: Akla ilk gelen fikir, ekseriyetle en hamıdır. “Dikkat çekmek” en önemli araçlarından biri olan Pazarlama için; ham, yani hazır olmamak, büyük handikaptır. Olgunlaşmamış bir meyveyi nasıl dalından koparmıyorsan; fikirlerini aklından söküp almadan önce kendine zaman tanı.

2- Olduğun gibi görün: Tabi ki, ambalaj önemlidir. Ve evet, BigMac reklam panosunda gerçekte olduğundan bir tık daha zıpkın gözükebilir. Ancak abartırsan kaybedersin.

3- Pazarlama verdiğin söz ile ilgilidir. Tutamayacağın veya kendinden emin olmadığın her söz, süreci başarısızlığa götürür. Unutma: Kimse senin ağzından zorla söz alamaz.

Karşılık...

Yarın telefonun çaldığında şu iki noktayı atlama:

Müşteri hizmetleri bedavadır. Öyle olmasa bile öyle hissettirmek zorundadır. Aksi seni batırır.

“Ödediğinin karşılığını fazlasıyla alıyorsun!” sadece bir klişe değildir.

İş modelin çalışsın istiyorsan: Hayvan pazarının o omuz çıkartan pazarlık hırsıyla; bizi fazlasını aldığımıza ikna etmen gerekir.

Yoksa neden tekrar gelelim ki?

Yetkili kişi

“Sorumlu kim?”

Bu soru iki durumda sorulur:

Yetki verilme aşamasında ve bir problem yaşandığında.

Birincisinde sesi gür çıkan çoğunluk ikincisinde ekseriyetle gözden kaybolur.

Çünkü bizde yetki; şart ve sınırları ihlal eder. Oysa bu bir görev meselesidir ve en çok sınırlandırılması gereken kişi: Yetkili kişidir.

Sınırsız yetki sorumsuz gelecek demektir.

Teamül ise biz nerede ısrar edersek orada oluşur.

Organizasyonun zirvesi

Şüphesiz bir organizasyonun her departmanı birbiri ile ilişkilidir. Vücudun organları gibi, ortak bir sistemin parçasıdırlar. Ve evet, belki parçaların biri diğerinden daha önemlidir ama asla daha gereksiz değildir.

Önem ve gereklilik iki ayrı olgudur. Daha az önemli, daha az gerekli demek değildir.

Saat gibi çalışmasını istediğin bir organizasyonda ikisi arasındaki farkı iyi kavraman gerekir.

Bu önemli ve gerekli olanların içinde Pazarlama ise eşsiz bir yere sahiptir.

Tam manasıyla ikisi bir aradadır…

Finans, muhasebe, üretim ve satış kendi halinde hareket edebilir. Pazarlama değil. Ettiğinde ambalajı masal diyarı bir kahvaltı gevreği gibi: Dışı içine benzemez. İçinden çıkan; hayal kırıklığına uğratır. Ve bu ambalaj ancak bir sefer işe yarar.

Pazarlama belki organizasyonunun tepesi değildir.

Ancak oraya çıkarken sana eşlik etmediyse, boşuna zirve yapmışsın demektir.

Müthiş Pazarlama

Macintosh’un sloganı “Insanely Great” idi. Yani; delicesine, inanılmaz derecede müthiş.

Öyleydi de. İnsanların herhangi bir ürün ile olan ilişki kültürünü kökten değiştirmişti.

Steve’in tutumu sadece Apple’a değil, dünyanın geri kalanına evrensel bir taslak bıraktı.

Bir Apple anekdotu ile açıklayamayacağımız çok az iş fikri vardır! Bu, pazarlamanın ulaşabileceği en nihai noktadır.

Söz verdiğiniz ve arkasında durduğunuz ‘değişim’ ile başlar.