Kendini kandır

Herhangi bir sistem (insanı da bir sistem olarak düşünün), hayatta kalmak için tüm gücüyle tutunacaktır. Bu nedenle, yeni sistemlerin devreye girmesi ancak eski sistemlerin çöküşüyle başlar.

Tabii, çöküş maliyetlidir ve herkes bundan kaçınır. Çöküşten önce sistemsel değişikliği sağlamak ise ancak bir ajanla/trojanla mümkün olabilir.

Yani, kendi sistemimizi kandıralım mı? Evet, aynısını vücudumuza ateşi çıktığında yapıyoruz.

Eğer sistemin çöküş maliyeti, onu kandırıp yarı yolda bırakma maliyetinden yüksekse, atını hemen öne sür. Bugün.

Konfor için

Haber Başlığı:

“Baba Vanga, Santorini’deki depremleri öngördü mü?”

Bu önemli değil. Çünkü besbelli ki öngörmüş olmasını istiyoruz. Öngörmüş olması bir işimize yaramasa da bizi heyecanlandırıyor.

Arkasından gelen “Ama nasıl?” sorusu, halihazırda birçok rasyonel bilinmezi rafa kaldırıp “Yorma fazla kafanı” dedirtiyor. Bu, bir konfor alanı.

“Baba Vanga’nın korkutan kehanetleri.”

Hayır, bunlara konfor için inanıyoruz, korkmak için değil. Hayırlı haftalar.

Tehlike gerçek

Geoffrey Hinton, 2024 Fizik Nobel Ödülü’nü John J. Hopfield ile birlikte kazandı. Yıllara yayılan çalışmaları, fizikten ilham alarak modern derin öğrenmenin temellerini attı ve görüntü tanıma, konuşma işleme, ChatGPT gibi büyük dil modellerinin bugün geldiği noktaya ulaşmasını sağladı.

Geoffrey Hinton’ın Yapay Zeka ile İlgili 5 Büyük Kaygısı:

1- Yapay zeka beklenenden daha hızlı ilerliyor ve dikkatli hareket etmezsek, insan zekasını çok kısa sürede aşabilir.

2- İş kaybı ve yapay zekanın kötüye kullanılması konusunda ciddi uyarılarda bulunuyor. 3- Hükümetler, kontrolü kaybetmeden önce yapay zeka güvenliği ve düzenlemeleri üzerinde acilen çalışmaya başlamalı.

4- Deepfake gibi dezenformasyon riskleri son derece yüksek.

5- Yapay zekaya çok fazla otonomi verilirse, bu durum savaş ve siber saldırılar gibi ciddi sonuçlara yol açabilir.

Bilgisayarlar bizden daha zeki. Bana göre hesap makinem bile benden daha zeki. Burada asıl mesele bilinç. Yapay zeka bilinç inşa edecek mi? Bu bilinç, kendi başına hareket edebilecek kapasiteye ulaşabilecek mi?

İnanın dostlar, bu hayli mümkün.

Ancak şu an için kısa ve orta vadede (15-30 yıl) asıl tehlike, yapay zekanın kötü niyetli ellerde kötü amaçlarla kullanılmasıdır. Bunu da ancak doğru regülasyonlarla aşabiliriz.

Maalesef, Türkiye’de bu konuda yalnızız.

Bireysel ve şirket seviyesinde şimdiden tedbirlerinizi almanızı tavsiye ederim.

Hayırlı Pazarlar.

Öyküsüz olmaz

14 Şubat yine güçlü bir öykülemenin ürünüdür. Noel ve Cadılar Bayramı gibi. Roma’da pagan bir ritüel (Lupercalia) olarak başlayan serüven, M.S. 269 yılında Claudius II’nin ‘Bekar genç askerler daha iyi savaşır’ diyerek genç evlilikleri yasaklamasıyla devam eder. Aziz Valentine ‘Yok, olmaz öyle iş!’ deyip gizli gizli nikah kıyar. Yakalanır ve öldürülür. ‘Your Valentine’ ile biten son notunu da sevgilisine bırakır.

İşin kapitalist tarafı ise İngiltere ve ABD’de şekillenir. Özellikle, 1840’lı yılların Kickstarter’ı sayılabilecek mesaj kartı iş modeliyle Esther Howland, bu endüstrinin ateşleyicisi olur.

Her koşulda: Pazarlama, ticaret, iş modeli… Öyküsüz çalışmaz. Öykünün şekil alması ise uzun yıllar alır. Yoksa öykün, bu kaldıraçlara binip yükseleceksin. Yok, onu da yapamıyorsan ağlamayacaksın.

"Büyük değişim"

Pazarlama, değişimle ilgilidir ve değişimin en çok direnişle karşılaştığı yer kültürdür. Kültürü değiştirmek ise neredeyse imkansızdır; mümkün olduğunda ise ciddi zaman ve emek gerektirir.

Son zamanlarda ‘büyük değişim’ söylemleriyle dolu birçok ajans profili görüyorum. Bu işin kolektif bir dolandırıcılığa doğru evrildiği hissine kapılıyorum. Sonumuz hayır olsun.

Üstü kapalı

Pazarlama üstü kapalı konuşur. Bu, dikkat uyandırmak, bir sonrakine hazırlamak ve farklı durmak için gereklidir.

Groundhog Day’i çoğunuz hatırlarsınız. Bu filmin Türkçeye birebir çevirisi Dağ Sıçanı Günü olur. Eğer aynı kelime İngilizcede de ‘Rat’, yani ‘sıçan’ kelimesini içerseydi, muhtemelen tercih edilmezdi. Haliyle film, birebir değil, “Bugün Aslında Dündü” olarak çevrildi.

Bu harika bir özet ancak çok kötü bir başlıktır.

Çünkü adı üstünde özettir. Bu açıklık, filmin izleyiciye verdiği sözü, yani öykünün çekirdeğini ifşa eder. Pazarlamanın birinci perdesi asla ifşa değildir: Meraktır.

Dağ Sıçanı Günü olmazdı ama mesela aklıma ilk gelen: “Kâhinin Günü” olabilirdi.

Üstü kapalı ol.

Olmakta olan

“Sucuktan tavuk kafası çıktı, peynire süt koymamışlar!”

Haber başlığı bu. Seviye de bu.

“Turkey Discover the potential”daki Turkey hindiydi demek ki…

Pazarlama, olmakta olandır. Sloganlarda değil.

Rüya İş

Amerika’nın Super Bowl’u tam anlamıyla bir Pazarlama karnavalı ve dün gece sona erdi. Ancak şöyle bir riski var: Sarkazm bazen yerini bulamayabiliyor ve bu da alay konusu olmanıza yol açabiliyor. İyinin çok iyiye, kötünün ise çok kötüye terfi ettirildiği sınıflandırmalar her sınırı zorlar.

Bana göre bu yılın tartışmasız kazananı Google Pixel. Bilmiyorum, belki de yeni bir baba olarak beni avlamış olabilirler, ama işte güzel Pazarlama budur: Harika, harika, harika!

Dream Job by Google:

Tıkla ve Buradan İzle

Marka için ölünür

Marka tartışması devam ediyor. Bu sefer kolektif soru şu:“Marka, iş modeli işlevini kaybederse bilinir olmak ne işe yarar?”

Doğru, ancak eksik nokta şurada: Marka olmak, sadece bilinir olmak demek değildir. Hep verdiğim örnek: Victoria Beckham’ın “Persil Matik kadar bilinir olmak istiyorum!” meselesi marka ile ilgili değildir. Ne Persil Matik ne de Victoria Beckham bir markadır.

Şöyle özetleyeyim:

YouGov’a göre, Harley-Davidson’un gelişmiş ülkelerde bilinirlik oranı %95. Ancak bu bilinirlik içinde, markanın ürün kültürüne katkı sağlayıp ona fanatizm derecesinde bağlı olanların oranı belki %3. Ve unutmadan, ABD’deki pazar payı %30 civarında.

Yani, %30’un %3’ü Harley’siz yaşayamam diyor. İşte bu %3: Apple’ı, Dr. Pepper’ı ve diğerlerini marka yapan şeydir.

Bilinir olmak bir şeydir; ölünür olmak markadır.

Marka sonsuzdur

Dün “Marka zaten batmaz. Batarsa, marka değildir.” yazdım, özetle şu tepkileri aldım:

“Abi nasıl olur? Nokia, Kodak, Atari, Blockbuster…”

Blockbuster markası batmadı. T-shirt’leri hâlâ satılıyor. En kötü döneminde (320 milyon dolara) Dish Network tarafından satın alındı. Bugün, Bend, Oregon’daki tek kalan şube bir turist cazibe noktasına dönüştü. Blockbuster markası batmadı; iş modeli battı. Nokia, Kodak ve Atari için de durum aynı. Bu ikisini birbirinden ayırmanız gerekir.

Blockbuster yarın her şeye dönüşebilir veya sadece bir müze olarak markalar arasındaki arafta varlığını sürdürebilir. Ama Blockbuster, Kodak, Nokia ve Atari birer markadır ve her zaman öyle kalacaklardır.

İş modeli batar, ürün patlar ama marka sonsuzdur. Eğer markalar kulübünde yerini aldıysan, bu sonsuzdur.