Oppenheimer

Bugün Oppenheimer izledik.

Evet, sabah saat 8.30 seansı.

Ve evet, salon tıka basa doluydu.

Fiziğe olan hayranlığımız mı bizi sabahın 7’sinde uyandırıp yola koymuştu yoksa bu Nolan’ın etkisi, yani bir bakıma kısa süreli dopamine karşı bağımlılığımız mıydı bilemeyeceğim.

Ancak bu 3 saat bize, Oppenheimer ve geri kalan hepimiz için en önemli meselelerden birinin anlam üretmek olduğunu hatırlattı.

Significance (Mana veya anlam), kolay bir kavram değildir. Tanımlayıcıdır.

Paradoksal gelebilir ama anlam ancak yaptığınız işte orjinallik söz konusu ise anlam bulabilir.

Hasılı özgün veya orijinal değilseniz anlamlı olamazsınız.

Anlam üretemezsiniz.

Oppenheimer, nereden bakarsanız bakın özgün olmak ile ilgilidir.

Pazarlama da öyle.

Pahalı mı?

Uzun bir süredir pahalı konusunda anlaşamıyoruz.

“Pahalılık var mı?”

Öncelikle bu sorunun muhatabı herkes değil (Mesela yurt dışından dövizle gelenler gibi).

Maalesef mikrofon uzatılan konuşuyor: Çünkü her konuda olduğu gibi bu konuda da hepimizin bir fikri var. Ve böyle olmasında hiçbir sakınca yok: Fikirlerimiz olabilir.

Problem, fikirlerimizin olgularla çatıştığı noktada çıkıyor. Burada da evvela her olguya hakim olamayacağımızı bilmek gerekiyor. Bu, fikir inşa etmeye girişmeden önce önemli bir eşiktir, bir filtredir.

Mesela, bugün Data/Veri pahalıdır.

Plütonyum da öyle.

Elmas da.

Bunların pahalılığına itiraz etmiyoruz. Çünkü pahalılıklarının arkasında bir ekonomik gerçeklik olduğunu biliyor veya anlıyoruz.

Ancak iki yıl içinde %400’ün üzerinde artmış kira fiyatlarına itiraz etme hakkımız hayli hayli var. Ve bunu ödeyebiliyor olmamız veya başka ülkelerde de pahalılık olması, bu ürünün aklıselim herkes için pahalı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Louis Vuitton’un pahalılığına itiraz edebilir ve anlamamakta ısrar edebiliriz. Çünkü karşılığı çok basittir: Satın almayız.

Almak zorunda da değiliz. Ama kira gibi temel ihtiyaçlar “Bizim gibiler bu tarafa…” sloganının kapsamı içinde değildir.

Pahalı/Ucuz, Pazarlama için önemli kavramlardır.

Muhatabı da ürün de öyküye göre şekillenir. Etrafında düşünür, çalışır ve karar veririz.

Pahalıya ikna ederiz.

Akıl tutulmasına değil.

Göstergeler

Bugün bir haber okudum:

“Tayvan hükümeti, Temmuz ayının başında Türkiye’den ithal edilen 127 ton yumurtada kanserojen madde tespit edip Türkiye’den yumurta ithalatını durdurdu.” - Sözcü

Yumurta endüstrisi hakkında fazla bir bilgim yok.

Geçenlerde -arada sırada olduğu gibi- eve organik yumurta aldık. Yumurta dolaba girmeden yıkanmalıdır. Öyle de yaptım. Yıkarken ise şunu farkettim: Belli ki, bu marka özellikle yumurtaları bolca tavuk pisliğine bulamıştı.

Neden?

Çünkü “Organik”.

Çünkü göstergeler işe yarar.

Çömlek yoğurdunu kiremit çömlekte satmak plastik bir kapta servis etmekten mutlaka daha etkili olur.

Ancak kolay ölçülebilir göstergelere bel bağlamak doğru ve uzun vadeli bir Pazarlama stratejisi değildir.

Evet, yumurta organik çünkü bol dışkılı.

Peki kanserojensiz mi?

Yönlendirmeler

Sence bu yazının buraya asılması kaç yönlendirmeye mal oldu?

Muhtemelen birçok.

Ve muhtemelen birçok kişi doğru yönlendirilmesine rağmen binanın yanlış tarafına yürüdü.

Çünkü soru sorduğumuzda bile dinlemeyiz. Dikkatimiz ekseriyetle dağınık ve öğrenmeye kapalıdır. Çünkü işaret tabelaları ile yönlendirilmeye çok alıştık.

Öğrenmeye dikkat sarfetmediğimiz yerde bu tabelalar hüküm sürer.

Ancak hiçbir zaman yeteri kadar tabela asamazsınız.

Lakin yeterli bir çabayla; yeteri kadar öğrenen ve öğreten sistemler kurabilirsiniz.

Biri çimlere basıyor veya içilmemesi gereken yerde sigara içiyorsa tabelalar değil, öğretmeye kapalı olan sistemleriniz suçludur.

Kısa paça

Bugün geldiğimiz noktada şunu net olarak görüyoruz: Hepimiz bazımızdan daha akıllıyız.

Çünkü vaat edilenin veya kehanetin işe yaramadığı vaka.

Kral çıplak değil, kral ortada yok.

Bu içine düştüğümüz tıkanıklık, hüzün veya Akan’ın tanımlamasıyla ruhunu kaybetmiş ülke halinin en önemli nedenlerinden biri; değerlendirme/ölçme kriterlerimizdeki problemli yaklaşımdır.

Ve hataya düşme; en zoru insan ölçmektir.

İnsanı ölçmek zaman alır.

Kolay mesele değildir.

Bir insanın hijyenik olduğuna dişlerine gösterdiği özene bakarak karar veremeyiz. Bir insanın çalışkanlığını işe en erken varmasıyla belirleyemeyiz.

Bir şeyleri kolay ölçebiliyor olmak, sonuçların anlamlı olduğu anlamına gelmez.

Bugün bu paça kısaysa, dün ölçüyü yanlış aldık demektir.

Şartlar sensin

3 günlük bir aradan sonra: Yine buradasın, teşekkür ederim.

ABD’de bir işletmeci şirketinin Google tanımlamasına: “O sarışın kızın hayatında yediği en kötü pizzanın satıldığı pizzacı…” yazmıştı.

Bu, gelen “En kötü…” yorumuna karşılık yapılmış anlamlı bir kritikti.

Çünkü nasıl en kötü veya en iyi olabilir ki?

İki ihtimal de genellenemeyecek kadar zordur.

Kişisel deneyimle alakalıdır.

Ancak yine de Pazarlamacılar olarak görevimiz; daha iyisi için çalışıp, o müşterinin hayal ettiği deneyimi ona sunmaktır.

“Bu şartlar altında en iyisi bu…” çok sık kullandığımız bir kalıptır.

Ancak atlama: Sen şartlar altında değilsin, şartlar sensin.

Güncellemeye açık ol.

Alengirli

New Balance 50 yaş üstü Amerikalı babaların Doblo’suyken bir anda nasıl Kendall Jenner ve onu takip eden tüm segmentin gözde ürünü oldu?

Evet, Steve Jobs olmak babalar için havalıydı (cool) ama marka için yeterli olmamıştı.

New Balance öyküsünü değiştirdi.

Ve satışlarında önemli bir ivme yakaladı.

Peki bunu nasıl yapabildi?*

İşte orası biraz alengirli.

Biraz Pazarlamalı.

Hamlet’in dediği gibi: “…ay, there’s the rub!”

*Bu ve benzeri soruların cevabını merak edenler için Ekim ayında, İstanbul’da ilk seminerimi düzenleyeceğim. Katılım sınırlı ve ücretsiz olacak. İlgilenenler detayları IG hesabımdan takip edebilirler.

Yeni hor görülür

Neredeyse tüm iyi olan yeni fikirler rezil edilir.

İşe yarayana kadar: Hor görülür, gülünür.

Eğer gülünüp hor görülmeyi kaldıramazsan, işe yaradığını kanıtlayamazsın.

Yeni, keyifli olana kadar dertlidir. Sabret.

Her şeyin arasında

Artık problemimiz ürün değil.

Neye ihtiyacın var bilmiyorum ama bir yerlerde satıldığından eminim.

Her şey üretiliyor.

Her şey mevcut.

Bu her şeyin pazarında rafına yeni bir ürün veya ürününe yeni bir marifet eklemek yerine; hizmet, tutum ve yaklaşımına yön vermen çok daha akıllıca olur.

Çünkü her şeyi kovalayan herkes; aynılaştı.

Her şeyin arasından herkes gibi davranarak sıyrılamazsın.

Uyuşuk

Linkin Park’ın meşhur şarkısında söylediği gibi:

“Tek yapmak istediğim; daha fazla kendim, daha az sen olmak…”

Pazarlama büyük ölçüde bu önermeden ibarettir.