Batan geminin malları

Bir emtiayı veya hizmeti değerinin altından satmak üzücüdür.

Ancak bunu hangi yöntemle yaptığınız kim olduğunuzu veya olabileceğinizi gösterir.

Konkordato veya iflas “ilan” etmek çok yaygındır. Ve dikkat ederseniz hukuki terimin içeriği de kendisi gibi cesur değil yanar dönerdir.

“İlan” etmek… Son vermek, kabul etmek veya vazgeçmek değil ilan etmek.

İşiniz veya kötü bir alışkanlığınız söz konusu olduğunda iflas duyurunuz iki yöntemle gerçekleşebilir:

Birincisinde sizi bulunduğunuz noktaya getiren yanlışlarınızdan bir kısmını başkalarının (Devletin veya paydaşların) sırtına yükleyerek -ilan ederek-, muhtemelen sizi aynı sonuçlara götürecek stratejinizle sürünmeye devam edersiniz.

İkincisinde ise yenilgiye uğradığınızı kabul edip, bırakırsınız. Çünkü bittiğinizi fark etmiş olmak yeniden başlamak için ön koşuludur.

“Batan geminin malları bunlar!” bu bağlamda çok keyifli bir pazarlama mottomuzdur.

Yenilgiyi şık bir kabulleniştir. Belki üzücüdür ama dürüstlüğü eğlendirir.

Ve unutmadan; sizi gitmeniz gereken yere götürmeyen bir şeyden dürüstçe vazgeçtiğinizde, umduğunuzdan daha iyi bir gelecek keşfedebilirsiniz.

Distopya satmaz

Zamanı iyi anlamak ve bugün vakıf olduğumuz şekliyle bir insan ömrünün neler yapabileceği veya nelere şahit olabileceğini iyi kavramak gerekir.

İstanbul’un fethine uzanan süreç 53 günlük bir kuşatmanın değil 154 yıllık bir devlet emeği ve hafızasının sonucudur. Yani İstanbul’u almak neredeyse dört neslin ömrüne mal olmuştur.

Gelin tartışalım…

TV’lerde izlediğiniz aydınlar distopya konuşmaz, çünkü distopya satmaz.

Distopya ise bir nevi yüzleşmedir. Ve bu yüzleşme çok yüzeysel şartlarda evinizdeki malzemelerle yapılabilir.

Mesela kurduğumuz şehirlerde ve bağlı olarak eğitim/adalet anlayışımızda çok ciddi sorunlarımız vardır. Çünkü inşa ettiğimiz sistemler hatalıdır.

Bununla yüzleşmeniz için trafikte minibüsçüyü veya taksiciyi suçlamaktan vazgeçip, öncelikle; kaldırımı olmayan, urbanizmi çökmüş, insana düşman inşa ettiğimiz şehirlere sitem etmeniz gerekir.

Bu tutum size zaman kazandıracak ve aynı zamanda onu anlamanızı kolaylaştıracaktır.

Çünkü yüzleştiğiniz problemin kapsamını kavramak çözüm için gereken süreyi hesap edebilmenin tek yoludur.

Bu yol ise İstanbul’u feth etmenin 53 günlük değil 154 yıllık bir problem olduğunu anlamanı sağlayacaktır.

İşte tam bu noktada gerçek pazarlama devreye girebilir ve karşılığı olmayan vaatler/ütopya satan propaganda ile yer değiştirebilir.

Para etmese de sizi distopyayla yüzleştirebilir.

Teşekkür et

Bazen insanlar yaptığınız işi sever ve bunu anlamak kolaydır (Bu blogu takip edip sürekli beğenen okurlarım gibi).

Bazen de yaptığınız iş sevilmez. Bu insanlar eleştirel yorum yapabilir, dükkanın olduğu caddeye uğramayabilir veya sadece umursamayabilirler.

Önerilerin hoşlarına gitmeyebilir, senden başka bir şey bekliyor veya ne yaptığını anlamıyor olabilirler.

Üç koşulda da hikayeni gözden geçir. “Neleri daha net anlatırsam düğüm çözülür?” sorusuna kafa yor.

Ancak her durumda; seni beğenmedikleri, eleştirdikleri veya karşı caddede yürümeyi tercih ettikleri için teşekkür et. Çünkü bu bir geri bildirimdir ve senin buna ihtiyacın var.

Çözümün vadesi

Sistemler eskir ve güncellenmesi gerekir. Ancak her güncelleme arzu edilen çözüme kavuşturacak diye bir kaide yoktur.

Çünkü bazen sorun görünüp anlaşılır ama çözüm üretmek mümkün olmayabilir.

Çünkü bazı durumlarda ‘çözüm’ daha fazla bilime, zamana ve belki şansa ihtiyaç duyabilir.

Çözümün kısa vadede olası görünmediği durumlarda; sorunu tanıdığınızı, çözümün mümkün olduğunu ve çözüm için ısrarcı olacağınızı tüm açıklığıyla taahhüt etmeniz gerekir.

Bu durumda sizi bekleyeceklerdir.

Sentetik sıra

UCL’de yapılan bir araştırma insanların 6 dakika sıra bekledikten sonra ürün tatmin seviyelerinin %45 düştüğünü gösteriyor.

Beklemek yorar, çok net. Buna başkaları sebep olduğunda bezdirir.

Tüketicinin kendi kendini sentetik bir sırada bekletmesi ise kararsızlığı ile olur.

Bu kararsızlık haline yalnız tüketicinin değil sağlayıcının da katkısı büyüktür.

Çoğu hizmet sağlayıcı sadece teslimata odaklıdır. Oysa karar verme süreçlerini hızlandıracak araçlar üretmek, müşteriniz için en az hızlı teslimat kadar önemlidir.

Mesela avize sektörünü ele alın. Ben bugüne kadar ilk denemede avize satın almayı başaran bir çifte rastlamadım.

Bu sektör; ürün teşhiri, sınıflandırması, fiyatlaması ve pazarlaması ile yani karar süreçlerine verdiği katkı noktasında tam bir fiyaskodur.

Müşterinin sentetik sırasına yani kararsızlığına en az teslimat hızın kadar kafa yormalısın.

Aksi taktirde teslim edeceğin ürünü satamazsın.

Tasarımın önemi (2)

Tasarım ve üretimde kalite nadir bir araya gelir çünkü bunlar farklı düşünen ekiplerin işidir.

Nelerin yanlış yöne savrulacağını düşünmek ve bu konuda kafa yormak bize doğru ürünleri tasarlatır.

Çünkü tasarım işlev ile ilgilidir ve çok yönlü düşünmeyi gerektirir.

Üretimde kalite ise ekipman ve iş gücü ile doğrudan bağlantılıdır. Bu ikili ise istisnasız ucuz olmayı seçer.

Ayrıca üretimde kaliteye fokuslanmak çok flu bir yarışa dönüşebilir.

Mesela onlarca lüks ekipmana sahip bir düğün fotoğrafçısı olmanız, düğündeki her misafirin cep kamerasıyla rekabet edeceğiniz gerçeğini değiştirmez.

Üretimde kalite araçlara erişimi saplantı haline getirebilir. Tasarım ise gerçekten zor olanı kolaylamaya odaklıdır.

Microsoft’un CEO’u Steve Ballmer’ı Apple’ın dahisi Steve Jobs’tan ayıran nitelik budur.

Tasarımın önemi (1)

Pazarlama kalite ile ilgili çok konuşur. Bunu öne çıkarmak adına dönem dönem yeni tanımlar türetir. Mesela son dönemin revaçtaki “Akıllı” (Smart) tanımı neredeyse her yerde kullanılır.

Geçen önemli bir “Akıllı çözümler”i tema olarak seçmişti. Çözüm nasıl aklısız olur anlamak çok zor. Akıllı tahta, telefon, saat, bileklik vs. gibi neyi tanımladığını bilmeyen bir sıfat fetişizmi aldı başını gidiyor.

Kalite konuşulacaksa eğer pazarlama ancak iki kanaldan yürüyebilir:

Tasarım ve üretim kalitesi.

Birincisi ikincisinden daha önemlidir ama genellikle (Özellikle Türkiye gibi katma değeri düşük ürün üreten ülkelerde) karıştırılır.

Çünkü düşük profil üretici için imalat kalitesini tanımlamak, ölçmek ve konuşmak daha kolaydır.

İkisi bir arada nadirdir. Farkları ve “Nasıl bir araya gelir?” sorusunu yarın tartışacağız…

Oyunu değiştir

Nasıl mı?

Yeni ve zor bişeyler öğren. Akıllan.

Sorumluluk al ve ilginç bir problem çöz.

Cesur ol ve diğerlerinde daha çok önemse.

Önünde senden daha eğitimli ve belki daha yetenekli insanlar olabilir. Ama sen yarın daha akıllı olur, daha ilginç problemler çözer ve daha çok önemsediğini gösterirsen oyun değişir.

Hatırlatma

Dün montlarımızı Zara vitrinlerini kış kreasyonu ile değiştirdiği için değil üşüdüğümüz için giydik.

Pazarlama koşullara ayak uydurur, koşullar pazarlamaya değil.

Tam tersi ise çok nadir olur.

Söz konusu politikaysa sonuçlar diktatörlük, kapitalse monopol olur.

Unutma; her ikisi de fıtrat olarak aynıdır ve bu noktadan sonra pazarlama değil propaganda konuşur.

Basit fikir

Her basit fikir olası değildir.

Mesela Türkiye’deki her yetişkinden 1 lira toplasanız gün sonunda 40 milyon ₺’niz olur. Fikir çok basittir ama olası değildir.

Çünkü basit fikirler güçlü araçlara ihtiyaç duyar. Bu kaldıraç; kimi durumda sağlam bir iş modeli, kimi durumda çok başarılı bir pazarlama kampanyası ve bazen kallavi bir iletişim ağı olabilir.

Basitlik veya bu kapsamda sadelik sonuçları itibariyle ismiyle müsemma, içerik olarak ise çok komplikedir.

Biri size heyecan dolu basit bir fikirle geldiğinde olası sonuçları değil araçları sorgulayın.

Basit; anlaşılması kolay gerçekleştirmesi zor olandır.