Ability to replace

You couldn’t risk eating that forbidden chocolate bar when you were a kid not because you were obeying the rules but because you couldn’t replace it.

Ability to replace is a very powerful concept.

The scale of our lavishness is extremely bounded to our ability to replace.

You can spend with ease if you can replace it likewise.

But there are things that we can’t replace: Time, our attention, loved ones, and days we celebrate all together.

Eid is upon us. You can’t replace it. Spend wisely.

Geride bırakmak

Mars artık keşiften ziyade göçün konusu.

Jenerasyonum gezegenler arası bu ilk göç serüvenine yüksek ihtimal tanıklık edecek.

Göç kavramı ise ‘geride bırakmak’ ile alakalıdır.

Geride bırakılacak olmak size nasıl hissettirir?

İnsanlar, birlikler, devletler ve tabi ki şirketler/markalar bizi mütemadiyen geride bırakır.

Apple’ın her güncellemesi birilerini geride bırakma girişimidir.

Daha iyi ihtimallere göç ederken geride bırakacaklarınıza tavrınız ise kültür oluşturur.

Hazır olmayan ve ayak uyduramayanlar haliyle geride kalacaktır ancak bunun hangi duyguda şekil bulacağı marka olarak sizin geleceğe olan sorumluluğunuzdur.

Çünkü o gelecekte dün geride bıraktıklarınız önünüze geçebilir.

Neden karşı çıkmalısın?

Daha iyi bir fikrin olduğu için karşı çıkmalısın.

Fikrini hayata geçirebilecek kabiliyete sahip olduğun için karşı çıkmalısın.

Sonuçlara onlardan daha çok önem verdiğin için karşı çıkmalısın.

Sorumluluklardan kaçmadığın, talip olduğun için karşı çıkmalısın.

Vasatı sevmediğin, daha iyisine inandığın için karşı çıkmalısın.

Karşı çıkmalısın çünkü daha iyisine ihtiyacımız var.

Faydasız limitler

Bugün dünyanın en yüksek binasını inşa etmeniz ‘standart’ değil ‘limit’ belirlemiş olur.

Limitler ise genel kanaatin aksine çok önemli değillerdir.

Usain Bolt’un 100 metre için 9.58 saniyelik dünya rekoru ile aracınızın 280 km/s hız limiti aynı ölçüde kullanışsızdır.

Limitlerden standartlara geçiş ise zahmetli bir süreçtir. Çünkü standartlar ekseriyet için uygulanır ve toplam faydayı dikkate alır.

300 metrelik Chrysler Binası’nı 1930 yılında inşa etmiş olmak uzun soluklu bir standardizasyon sürecinin sonucudur. 75 yıl sonra inşa edilen 800 metrelik Burj Halifa ise kullanışsız bir limit belirler.

Limit belirlemek yerine standart oluşturmaya kafa yorun.

Hükümsüz sözleşmeler

Cenevre Konvansiyonları insan doğasının kırmızı çizgiyi geçme iştahına set çekmek için yazıldı ancak Srebrenitsa’da iş görmedi.

1995 yılının Temmuz ayında 8372 kişi katledildi. 10 binler sürgün, tecavüz ve zulme maruz kaldı.

Cenevre Sözleşmeleri hüküm icra edemedi.

Yedi ölümcül günahın ikisi ‘Kibir’ ve ’Öfke’dir. Kibir ve öfke karşılıksız ve ölçüsüz intikam duygusunun kaynağıdır.

Bu şeytani duygu Srebrenitsa Soykırımı’nın çıkış noktasıydı ve lütfen not edin; hiçbir sözleşme bu duygunun yeşermesine izin verilen bir Dünya’da hükmünü icra edemez.

“Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın.” - Bilge Kral, Alija Izetbegović

Decision making

Once I read a quote for an ultimate business attitude: Never settle!

Well if the subject is ‘decision making’ you have to abolish that attitude.

This is the first code of decision making. Because when you make a decision you have to settle for an unknown possibility.

Secondly, decision making is about creating momentum. That makes you move forward even sometimes not knowing the exact direction. But ‘momentum’ tho is a very precious asset and purest form of it comes once you have made your final decision.

Honest Abe said once:

“When I do good, I feel good. When I do bad, I feel bad. That’s my religion.”

Third and maybe the most important part of decision making is honesty. Being honest with your course of action and commitment to that goal is a must. Like it or not that wouldn’t be much different than being religious.

Settle. Use the momentum. Be honest.

And you’ll be fine.

Walkman

Japonya Yamato şehir meclisi yürürken telefon kullanımını yasakladı. Haber dikkatimi çekti çünkü; bir Walkman markalaşma öyküsü tutkunu olarak 1982 yılında Woodbridge, New Jersey’de aynı gerekçeyle Walkman’ın yasaklandığını okumuştum.

Bu yasak halen Woodbridge’te geçerliliğini koruyor.

‘Nerde o eski zamanlar’ derken rivayetin neyi kastettiği benim için hep flu olmuştur.

Dün Walkman bugün iPhone; bazı reflekslerimiz kaybolmuyor sadece şekil değiştiriyor.

Bazı eski zamanlar hala bu zamanlar.

Markalaşacaksan gardını ona göre al.

Incomparable terms

I saw Jaeger-Lecoultre’s 400K$ watch ad yesterday.

This watch shows zodiac signs, days, and months on an annual basis. It has a golden case and over 520 moving silver mechanic parts.

But obviously, these are not the features that make you pay 400K$.

It’s the craftsmanship, excellence and uniqueness. And these terms are incomparable.

Because these terms have nothing to do with your FMCG daily tag crosscheck routine.

Still, if you can’t see the value is not because you can’t afford to purchase but because unconsciously you keep crosschecking.

Aşı Yarışı

1955-1969 yılları ABD ve SSCB’nin Uzay Yarışı yıllarıydı.

Yarış start aldıktan 5 yıl sonra Yuri Gagarin uzaya ilk çıkan insan olacak, 1969 yılına gelindiğinde ise Neil Armstrong Ay’a ayak basacaktı.

Dün uzayda kendine yer bulmak için kıyasıya mücadele etmiş insanoğlu bugün Dünya’da hayatta kalabilmek için yarışta.

Ancak Aşı Yarışı çoğumuzu heyecanlandırmıyor.

Çünkü bu yarış ‘keşif’ ve ‘inovasyon’ ile değil ‘hayatta kalma’ ve ‘önlem’ kavramları ile alakalıdır.

Çoğu ‘marka’ veya ‘işletme’ de bu benzer ikilemde akıntıdadır.

Hayatta kalmaya çalışanlar hep ilk yorulan ve vazgeçenlerdir. Keşif peşinde olanların ise varoluş şevk ve çoşkuları hep taze kalır. Keza Sapiens’i diğer türlerden ayıran tam olarak da bu gayrettir.

Velhasıl Dünya’ya hayatta kalmaya değil keşfe geldik.

Semboller savaşı

Ayasofya tartışmasının sembolik bir zeminde yapıldığı vaka.

Evet, her iki tarafta da bazıları olayı bu zeminden kaydırma gayreti içinde ancak genel teamül bu.

Duyularla ifade edilemeyen sembol, rumuz veya işaretler kompleks nesnelerdir. İlgili sembole kimin ne anlam yüklediğini tam olarak çözmek ekseriyetle mümkün değildir.

Mesela Fatih’in portresi geçen hafta Londra müzayede evi Christie’s’te 750bin dolara satışa çıkartıldı.

‘Elin gâvuru’ niye bizim padişahın portresine 5.2 milyon Türk lirası değer biçsin?

Bazen sizin için anlam ifade eden semboller başkalarının nesnel gerçekliğinde de yer bulabiliyor. 

Sembolleri çatıştırmak ise insanoğluna acıdan başka bir şey getirmedi.

Sembol savaşının başkenti Kudüs’te yıkım 4000 yıldır devam ediyor.

Bir cephe de burada açmayalım derim.