Adisyon

Mark Twain alıntılık birçok laf etmiştir. Sık sık hatırlanması gerekenlerden biri ise şudur:

“Ülkeni her zaman, hükümetini hak ettiğinde savun.”

Siyasal İslam, 20 yıldır bunun tam tersini yaptı. Bugün önümüze konan adisyonun tek sorumlusu bu gözü kararmışlıktır. Ve hey, kredi kartına taksit yok. Her şey artık tek çekim.

Geçmiş olsun.

Küllerinden yeniden

Birkaç gün önce yıkım üzerine yazdım. Distopya iyi bir şey değildir. Ve nihayetinde, aklı başında her tepki “E yani…” ile başlar. Bu gayet olağandır; çünkü olumsuzluğa boyun eğmek, eylemsizlik doğurur.

Benim sözünü ettiğim yıkım ise kaçınılmazdır. Ama çözümsüz değildir. O gün Blog’da bu yazıyı Anka kuşuna referansla paylaşmıştım. Küllerimizden doğabiliriz ancak bu ciddi bir zaman alacaktır. Sorunu doğru tespit etmek, çoğu zaman tedaviden daha kritik bir aşamadır. Neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmek çok önemlidir.

Türkiye’de Siyasal İslam kendi hikâyesini tüketti. Ve inan ki, bu eşi benzeri görülmemiş bir tükeniştir. Bu neden önemli? Çünkü bu ülkenin son otuz yıldaki öncü anlatısı buydu. Atatürk etrafında şekillenen seküler hikâye ise, ne yazık ki çok geride kaldı.

Eğer Türkiye küllerinden yeniden doğacaksa -ki muhakkak doğacak- bunu ancak yeni bir hikâyeyle gerçekleştirebilir.

Ölçüsüzlük

Bugün Trump, Kanada Başbakanı Carney ile görüştü. Tüm olan bitene rağmen, hiçbir şey olmamış gibi. John Adams ve Jefferson birçok konuda anlaşamazdı; Adams ile Hamilton ise neredeyse düşmandı. Yine de Amerika’yı birlikte kurdular. Lincoln’ün iç savaş dönemindeki liderliği “Team of Rivals” (Rakiplerin Takımı) olarak anılır.

Harika bir tanımdır: Rakipler bile ortak bir amaç uğruna aynı takımda yer alabilecek olgunlukta olmalıdır.

Ortadoğu’nun en köklü problemlerinden biri, dostluğun da düşmanlığın da ölçüsüz olmasıdır.

Bu ölçüsüzlük, yaşadığımız birçok sorunun özünü oluşturur.

Yıkım

Bugün sokak ortasında infaz edilen bir kadının videosunu izledim. Türkiye’nin sorunlarını, bu ülkede yaşamadığım yıllardan beri eleştiriyorum. Bahsettiğim süreç yaklaşık 30 yıla dayanıyor. Çözüme yönelik önerilerimin biçimi ya da siyasi ambalajı zamanla değişmiş olsa da, eksikleri hep doğru analiz ettiğimi düşünüyorum. Kulağa ne kadar apokaliptik gelse de, Türkiye bugün büyük bir çöküşün eşiğinde. Bu artık bir tahmin değil; somut bir gerçek.

Hukuk sisteminin işlemediği, anayasal birliğin sağlanamadığı, ayrılıkçı odakların günden güne güç kazandığı, ekonomik ajandanın iflas ettiği, eğitim, tarım ve hayvancılığın neredeyse yok olduğu bir habitattan hiçbir ülke sağlıklı bir çıkış yolu bulamaz.

Evet, Türkiye bir şekilde ayakta kalacaktır. Ama bizim bildiğimiz Türkiye olarak değil.

Şu anda Türkiye’de hiçbir Türk entelektüel yapı size bu düzeyde bir uyarıda bulunmaz. Kendinizi, çoluğunuzu çocuğunuzu buna hazırlayın.

Konfor

Konfor alanımızı güçlendirecek ürünler üretmek için, konfor alanımız hiç olmadığı kadar geniş. Artık ihtiyaçlar fazlasıyla karşılanıyor. 90’lar, bir Levi’s tişörtün 5 yıl giyildiği yıllardı. Şimdiyse belki bir sezon dayanıyor. Ve hayır, boomer’ların iddia ettiği gibi bunun nedeni bugünkü ürünlerin “dandik”, eskilerin ise “çok kaliteli” olması değil.

“Konforu nasıl tatmin ederiz?” sorusu lüks bir sorudur. Bu soru, toplumsal bir zenginlik ve bolluk ortamı gerektirir. Bir sonraki adım ise şu soruyla gelir: “Fazlalıklardan nasıl kurtuluruz?” Dumbphone akımı tam da bu sorunun ürünüdür. Ve elbette, bu da mental konfor sağlamak üzere tasarlanmıştır.

Konfor artık temel bir ihtiyaç. Aynı zamanda bir ürün konsepti. Ürünü burada doğru konumlandırmak, gerçekten kritik bir meseledir.

Hayırlı haftalar.

İhtiyat ve özgüven

Bir problemi çözeceksek, kendimizi hafife alıp problemi ciddiye almamız gerekir.Eğer olası bir problem icat edeceksek (örneğin, “Maslak’ta göçük olursa ne olur?” ya da “Şirket finansal strese girerse ne yaparız?” gibi), bu kez kendimizi ciddiye alıp problemi hafife almamız elzemdir.

İlk durumda zaman, katlanan bir maliyetle gelir; ciddiyetsizlik ölümcül olabilir.İkinci durumda ise strateji ve öngörü devreye girer. Bu durumda da sürecin güçlü bir ego ile yönetilmesi gerekir.

Uzatmadan: İhtiyat ve özgüven, doğru dozda harika sonuçlar aldırır.

Fanatik

Bugün İspanya’da bir ailenin, Covid-19 korkusuyla çocuklarını 4 yıldır karantinada tuttukları ve polis operasyonuyla çocukların kurtarıldığını anlatan bir haber okudum.

İnsanın aşırılığı sınır tanımıyor. Bu, her yönde çalışan bir mekanizma: İyi ya da kötü.

Aşırılık, tıpkı hayatta kalma içgüdüsü kadar köklü. Maalesef etrafımız, birçok türden fanatikle çevrili.

Dostlar, fanatik ister idealist ister pragmatik olsun, yönettiği sistemler çöker.

Ne kadar acı ki, bu ülkenin fanatikler tarafından kemirildiğini aynelyakîn tecrübe ediyoruz.

Çin çin

Neredeyse 30 yıldır, Çin’in fiyat/performans ürünleriyle domine ettiği bir ekosistemin içindeyiz. Ancak yine de “Made in China” ifadesi bir itibar inşa edemedi. Mesela Japonya, 1960’larda bu eşiği 15 yılda aşmıştı. Bugün “Made in China” hâlâ cüzzamlı bir etiket.

Çin’le ilgili ara sıra yazarım, bilirsin. Çin’in kopya ürün kültürü, telif hakkına ve mülkiyete saygısız ticaret etiği ile kimliksiz ve amaçsız dış politika agresyonu beni hep rahatsız etmiştir. Ve 10 yıl önce yazdığım gibi, yine bugün: Aynı Çin var.

Evet, belki çok daha gelişmiş ama kafa aynı kafa.

Çin’in olası dünya liderliğini speküle eden solcu arkadaşlarım, yine yanlış ata oynuyorsunuz.

41 deli

Gel basmakalıpların baskıyı arttırdığı şu günlerde şunu hatırlayalım:

Elinin hamuruyla erkek işine karışma!” diyen bu toplumda fırıncıların %99 erkektir.

Mesele hiçbir zaman hamur, ekmek, meslek veya meşguliyet değildir: Tahakkümdür.

Ve neredeyse hiçbir atasözü/deyim söylendiği gibi okunmak zorunda değildir.

“Bu bir atasözü/deyim değil ama!” dediğini duyuyorum.

Evet, bu bir atasözüdür. Bu ata hoşuna gitmemiş olabilir. Bu ise senin adına güzel bir başlangıç noktasıdır:

Çünkü atasözlerinin ekserisi basmakalıptır. Statükoyu korumayı veya güçlendirmeyi amaçlar.

“Can boğazdan gelir” diyen ata obezdir. “Esirgenen göze çöp batar” diyen ise muhtemelen sallapatinin teki.

Ve bir delinin kuyuya taş attığı öyküde akıllı yoktur: 41 deli vardır.

Kolay olmaz

4 yıldır ekşi maya ekmek yapımıyla uğraşıyorum. Hobi olarak başlayan bu işte artık çok iyi bir seviyeye geldiğimi düşünüyorum. Başlangıçlar zordur.

Eğer bu hafta tarifi zor bir kurabiye ya da el becerisi gerektiren herhangi bir ürün yapmayı planlıyor ve tezgâhın gerektiğinden fazla kirlenmeyeceğini, sakarlıkların seni bunaltmayacağını veya göz kararıyla tarife içerik atıp ilk denemede müthiş tatlar ve başarılı sonuçlar elde edeceğini düşünüyorsan, kafayı üşütmüşsün demektir.

Her işte hevesi “Kolay olur!” yanılgısı tüketir.

İşler zor başlar.