Ters U

Sigarayı bırakalı 6 yıl oldu. Bu anlamda tek kötü alışkanlığımdı. Bıraktığım günden bugüne minnettarlığım katlanarak arttı. Faydalı yatırımın değeri zaman geçtikçe artar.

Şimdi tekrar sigaraya başlamanın maliyeti benim için çok yüksek olur. Her şeyden önce kimse geriye doğru gitmek istemez. Kazanımları kaybetmek onlara hiç sahip olmamış olmaktan daha kötüdür.

Makro anlamda tüketici psikolojisi de bu şekilde çalışır. Piyasanın durgunlaşmasını tetikleyen ruh hali budur. Türkiye olarak kazanımlarımızı kaybetmekle burun burunayız. Biliyorsunuz; Türkiye ekonomisi hep “U” grafikler çizdi. Bana göre grafik yine “U” olacak ama ters “U”.

Benim milli gelir “U” grafiğim:

2013’te milli geliri 12,500$’a ulaşmış bir Türkiye, 2009 rakamına (9,000$) geriliyor…

Güven

Türkiye’de yıllardır edindiğim ticari tecrübe bana ticari ilişkilerimde kimseye güvenmemem gerektiğini öğreti. Bunun aksini iddia edebilecek bir tane aklı başında tüccar tanımıyorum.

Bana göre yaşadığımız ekonomik ve sosyal sıkıntılar buna benzer niteliksel zaafiyetlerin toplamından kaynaklanıyor. Dış güçler ve benzeri argümanların bahane ve bir nevi mastürbasyon olduğunu düşünüyorum. Rusya sayısız darbe ve kriz yaşadı, Almanlar çok daha büyük yıkımlar gördü; bugün durum ortada.

Niteliksel zaafiyetlerden kastım genetik kabiliyetlerdir. Toplum olarak bazı fark yaratan özelliklere haiz değiliz.

İngilizlerin dünya finans sektörünün abisi olduğu bilinen bir şeydir. Özellikle deniz aşırı hakimiyetini kaybetmeye başladıktan sonra ada ülkesi kurduğu Offshore düzeniyle oyunda kalmayı başardı. Yazılı anayasası olmayan ve neredeyse her kurumu teamüllerle yöneten Birleşik Krallığın Güven Kurumu dikkatle incelenmeli.

Şövalyeler sefere çıktıklarında mal varlıklarını kahyalarına yazılı beyan olmadan devir ederlermiş. Söze dayalı bu devir yediemini (trustee) tam tasarruf sahibi yaparmış . Bu gelenek bugün aynı şekilde _Offshore trade’_lerde devam ettiriliyor. Güven Kurumu yüz milyon dolarlık işlemler için bile aynı şekilde güvene dayalı sözle çalıştırılıyor.

Bir Türk olarak ticari ilişkilerinizi şöyle bir gözden geçirin… Türkiye’de kime bu şekilde güvenebilirsiniz?

İkinci unutulur

Bir yerde ikinci olmanın acısını en iyi sporcular bilir. Her sporcu birincilik motivasyonu ile çalışır. Çünkü podyumda iki ve üçüncü sıralar çabuk unutulur. İnsanlar her zaman dikkatini en iyisine verir. Mesela; alım güçleri yetmese bile en iyisinin fiyatını bilmek isterler.

Ocean 12’de geçen bir replik şöyle diyordu: “(..)İkinci gelerek çok çalışıp büyük riskler alan lakin bir yerde ancak ikinci olabilmiş insanların sınıfına girdiniz.”

Siz, yaptığınız iş her neyse 2018 yılını kaçıncı bitirdiniz?

Kızın ve sözünüzü esirgemeyin

Trump 2016 seçimini kızgın olduğu ve sözünü esirgemediği için kazandı. Kızgındı çünkü düzeltilmesi gereken sorunlar çok açıktı ama üstü örtülüyordu. Sözünü esirgemiyordu çünkü yanlışları ortaya çıkarmanın daha kısa bir yolu yoktu. Çin yasal boşlukları kullanarak ticarette dengesizliğe sebep oluyordu bu kızılacak bir şeydi. Devlet sırlarını hafife almış Hillary’e ağzınıza geleni söylemek yanlış olamazdı.

İnsanlar kızgındı ve insanlar hiçbir yere varmayan janjanlı içi boş konuşmalardan bıkmıştı. Trump onlara sahneyi verdi.

Daha vurucu ve etkin pazarlama yapıp fark yaratmak isteyen şirketlerin Trumpist yöntemi denemelerini tavsiye ediyorum. Rakiplerinizin düzeltmediği aleni sorunlara kızın ve sözünüzü esirgemeyin. Tüketiciye sahneyi verin; kazanın.

Pazarlama bitmez terk edilir

Fransız şair Valery “Şiir bitmez terk edilir!” demiştir. Pazarlama da aynı şekilde. Terk etme ilk duyuşta negatif bir eylemmiş hissi verebilir. Aksine stratejik/bilinçli terk ediş veya vazgeçiş olumlu bir adımdır. Bana göre pazarlamayı terk etmenin zamanı şu üç soruya “Evet” cevabı veriyorsanız gelmiş demektir:

1- Hikayem sahiplenildi mi?

2- Hikayem tekrar etti mi?

3- Hikayem uyarlandı mı?

Eğer hikayenizi tüketici sahiplendiyse satış gerçekleşmiş demektir. Bu birinci ve en önemli aşamadır. Hikayenizin farklı versiyonları tekrarlandıysa pazarlama marketle entegre olmuştur. Son aşamada hikayeniz tüketici ve rakipleriniz tarafından uyarlandıysa kültürleştiniz; tebrikler!

Bu aşamaları tamamlamış her pazarlama terk edilmelidir.

Noel Ramiz

Protestan Martin Luther ile başlayan Noel Ağacı geleneği bugün nasıl oldu da Köfteci Ramiz’in yeni yıl dekorasyonunun bir parçası haline geldi?

Cevap: Pazarlama.

Pazarlama hikaye anlatır ve eğer hikaye tüketiciye fitse satın alma gerçekleşir. Her satın alma tüketici kimlik puzzle’nın bir parçasıdır. Bugün dolaştığınız alışveriş merkezlerinden birinde yeni yıl giydirmesi olmasın kendinizi mekana ait hissetmezsiniz.

Köfteci’ye Noel ağacı diktiren sizsiniz. Bu sizin kimliğiniz. Sizin alım motivasyonunuz. Evet pazarlama hikaye anlatır ama sizin sevdiğiniz hikayeleri.

Sorunlar

Elektriğin yokluğu 18. yüzyıla kadar insanlık için bir sorun değildi. Kimse aydınlanmayı balina yağı borsasının dışından göremiyordu. Herkes kandillerinden ve odun fırınlarından memnundu. Bugün ofisimizde 30 dakikalık bir elektrik kesintisi bile derin infial yaratıyor. 18. ve 19. yüzyılda bazıları (Faraday, Tesla gibi) enerji kaynağını gezegenimizin bir sorunu olarak görmeseydi belki de ikinci sanayi devrimi gecikecek ve bugün hala telgraf çekiyor olacaktık.

O gün düzeltip dönüştürdüğümüz zorluklar bugün farklı sorunlar doğurdu. Yine bugün bazı insanlar karbon salınımını gezegenin geleceği için derin bir sorun olarak görüyor. Bu sorun için çözümün yenilenebilir enerji olduğu açık. Ancak hala asgari müştereklerde buluşabilmiş değiliz.

Enerji sorununu çözmek için insanlık 50 bin yıl bekledi. Karbon salınımı sorununu çözüp, yenilenebilir enerjiye geçiş yapmak için 50 yılımız bile yok.

Yeni Noel Baba

Audi USA’nın New Santa (link) adlı noel kampanyası yine viral olmaya aday. Yorgun Noel Baba hediyelerini teslim ederken yeni Audi RS5’i fark edip büyüleniyor. Arabanın güzelliği Noel Baba’ya ne kadar şişman ve formsuz olduğunu hatırlatıyor. Bunun üzerine elfler ile egzersiz kampına giren Santa; fit, sakalları oranlanmış yeni formu ve tarzıyla karşımıza çıkıyor. Herkese hediyeler dağıtan New Santa’ya bu kez ekibi ve eşi yeni Audi RS5 ile sürpriz yapıyorlar. Bu mutlu ve duygu dolu an Audi’nin kampanya sloganı ile son buluyor: “Progress is rewriting your own story” (Gelişim kendi öykünüzü yeniden yazmaktır).

Son yıllarda markalar kişisel gelişim girdabına düştüler. Artık ürünü satmak için motivasyon ürünün yeterliliği değil kullanıcının kondisyonu olarak belirleniyor. Velhasıl ürünün tüketiciyi haketmesi değil tüketicinin ürünü hak edecek formda olması gerektiği mesajı veriliyor. Bunun Y nesli tüketicileri uzun vadede yoracağını ve bezdireceğini düşünüyorum.

Diğer taraftan Santa’yı fit yapmak kadar saçma bir öykü olamaz. Noel Baba kilolu, asimetrik gür sakallı, yavaş hareket edip yavaş konuştuğu için sevimlidir. Fit bir noel babayı konforlu ve sıcacık noel öykülerinin içinde konumlandıramazsınız. Son kertede Noel Baba’nın Audi RS5 kullanabilmesi için kendi öyküsünü yeniden yazmasına ihtiyaç yoktur. Sizin de öyle.

Süreklilik

ABD’de özel sermayeli uzay şirketleri 2000’li yılların başından itibaren sahne almaya başladı.

“Dünyaca ünlü NASA’nın onca yıllık tecrübe, teknoloji ve devlet bütçesiyle yapamadıklarını bu özel şirketler nasıl gerçekleştirecekti?”

Bu soru çok soruldu. Ancak Space X ve Blue Origin 18 yılda büyük başarılar elde ettiler.

Tabi ki bu başarıların bir çok nedeni var. Benim odaklandığım neden; süreklilik. NASA’nın hedefleri ve bütçesi her yeni gelen başkanla birlikte revize edildi. Clinton, Bush, Obama ve şimdi Trump farklı yollar izlediler. Odak ve süreklilik sağlanamadı. Diğer taraftan Space X CEO’su Elon Musk vizyonda sürekliliği sağlayarak yeniden kullanılabilir roket projesini çok kısa bir zamanda hayata geçirdi. Jeff Bezos da aynı şekilde. Bu gelişmeler uzay endüstrisinin geleceğini değiştirdi.

Türkiye’deki girişimler ve şirketlerde aynı eksikliği görüyorum. Uzun vadeli plan ve bu plana bağlı çalışacak, sürekliliği sağlayacak ekipler kurulmuyor. Şirketler iki yılda bir yönetim değiştiriyor. Amerikan uzay sanayisinin son 20 yılda yaşadığı değişim bu anlamda iyi okunmalı. Süreklilik başarı getirir.

Fokus

Latince bir kelime focus. Kalp ve ateş anlamına geliyor. Kepler tarafından 16. yy’da kullanılmış. “Aksiyonun merkezi veya enerjinin merkezi” olarak tanımlanmış.

Bugün başarılı saydığınız insanların ve işlerin tümü bu disiplin sayesinde varlar. Yaptığınız işe fokuslanmak sizi milyarların arasından ayırıp sıraya koyan en belirleyici unsurdur.

Fokuslanmak gerekesiz tüm detay ve molalara “hayır” diyebilmek ve amaca bağlılık göstermektir.

Aksiyonun merkezinde yani fokusta duramıyorsan başaramazsın.